| | Üretsiz Blog oluştur

Bilgi ve Paylaşma Adına,Çocuklarda,Gelişim,Bilgi Bankası,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,

Bireysel Gelişim ve Kişisel Başarı Kitapları Kişisel Gelişim Şiirleri, Hızlı Okuma Öğrenmeyi bilmek Öğren,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,süper yetneklilik,çok başalı olmak,


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

VEHBİ KOÇ NASIL OLUNUR CAN KIRAÇ ANLATTI

 
 
 
Eduplus v.liderlik zirvesi öncesi genç liderlere tavsiyelerim şunlar;
10 nisan tarihinde eduplus 5. liderlik zirvesi 2008 de www.eduplus.com.tr genç lider yöneticilerle Koç Holding ceo�luğu sırasında edindiğim tecrübeleri paylaşacağım. Görüşlerim şunlar; gelişmiş ve gelişen ülkeler, 2000�li yıllarda küresel genişlemeye ayak uydurarak, her alanda büyük yatırımlara yönelmişlerdir. Ancak, dünya ekonomisindeki duraklamayla beraber, hemen bütün sanayileşmiş ülkelerde, fazla kapasitelerle karşı karşıya kalınmıştır.
Gelişmiş ülkelerin büyük sanayi kuruluşlarınca başlatılan küreselleşme politikaları ise durumu daha da ağırlaştırmıştır. Bu ortamda, kaliteli bir malı, rakiplerin fiyatının altına düşüremezseniz, işiniz bitmiş demektir !
tabii, teknoloji önemini kaybetmiş değildir. ancak, önemli olan husus belirli standarttaki bir malı veya hizmeti en uygun fiyata piyasaya sunabilmektir. Türk iş dünyası, böyle bir ortamda iç ve dış rekabete açılmış bulunmaktadır.
Dünya büyük bir hızla ilerlemektedir.
Bu durumda, bizim girişimcilerimizin ve profesyonel yönetim kadrolarımızın;
- ileriye dönük politikalarını -vizyon�larını-ana hatları ile ve açık bir şekilde belirlemeleri.
- işletmelerindeki verimliliklerini en üst düzeye çıkaracak önlemleri uygulamaya koymaları,
- pazar şartlarındaki ani değişimlere ayak uyduracak esnekliği sür�atle kazanmaları gerekmektedir.
Değişimi gerçekleştirmek kolay değildir! İnsanlar statükocu�durlar ! Yeniliğe dönük lider olmak için mücadele etmek gerekir. Vehbi Koç yenilikçi bir liderdi
İnsanların statükocu temel içgüdüleri , patronların ve yönetim kadrolarının düşünce sistemlerinde de yer etmiş bulunmaktadır.
İş dünyamızdaki yeniliğe dönük lider yöneticilerin , her yeni görüşe karşı bir dirençle karşılanacaklarını bilerek yola çıkmaları ve bu uğurda mücadeleyi göze almaları gerekmektedir.
Köklü değişim hedeflerine ulaşmak için kademeli yumuşak geçişler , zaman içinde hedefin kaybedilmesine sebep olabilmektedir. Bu yüzden, köklü değişim uygulamaları inkilapçı bir inançla ve inatla ele alınmadığı takdirde istenen sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Böyle bir mücadelede, karar kademeleri ; tam bir dayanışma içinde bulunmalı, birbirlerine açık görüşlü davranmalı, ünvanlarının ve yetkilerinin arkasına saklanmadan karşı görüşleri algılamaya hazır olmalıdırlar.
Bir işletme yöneticisinin önemle izlemesi gereken üç temel faktör şunlardır:
Eduplus liderlik zirvesi geçmişte de görüşlerimi iş dünyasıyla paylaştığım büyük bir platform. Eduplus ayrıca şahsıma 2006�da liderlik onur ödülü takdim etti. Bu ödülü uzun yıllar iş hayatında verdiğim emeğin karşılığı olarak görüyorum. Zirvede yöneticilere başarılı olmaları için 3 temel faktör anlatacağım. bunlar;
1- müşterinin mutluluğu,
2 -çalışanların mutluluğu,
3-işletmenin nakit akışı
*müşteri mutluluğu işletmenin pazar payını büyütecektir.
*çalışanların mutluluğu verimliliği arttıracaktır.
*nakit akışındaki denge işletmenin mali gücünü destekleyecektir.
Çalışanlardan istenilen verimliliği elde etmek için onları sıkı bir yarışmaya sokmaktan daha etkili başka bir yol yoktur. Çıta daima bir çentik yukarıya çıkarılarak işletme bütün kademeleriyle yarışa sokulmalıdır. Yarışa katılım insanları heyecanladıracak ve onlara başarıdan pay alma zevkini tattıracaktır. Önemli olan husus , çalışanların sistemin işlemesine katkıda bulunduklarını hissetmelerini sağlamaktır. İnsanlar kendilerine değer verildiğini hissettikleri nispette daha verimli çalışmaktadırlar. Bir işletmede çalışanlar,kendileri için en değerli varlığın müşteri olduğu şuurunu asla kaybetmemelidir. Çünkü, çalışma güvencesi müşterinin devamlılığı ile mümkündür.
Bir iş yerinde ulaşılması gerekli olan diğer bir hedef çalışanlar arasında karşılıklı güven duygusunun sağlanmasıdır. Güven duygusu başarının sırrıdır.
Güvenin kaynağı fikirlerin serbestçe tartışılabilmesidir. Hüner, üretilen fikirlerin ve belirlenen kararların katılımcı bir ortamda oluşmasının sağlanmasıdır.
Yeniliğe açılmak istenen bir ortamda kendinizi nasıl hissettiğinizi bilmek, atacağınız adımlar bakımından hayati bir önem taşımaktadır. Yeni yaklaşımlardan etkilenmiyor ve bunlara katılımdan heyecan duymuyorsanız, en doğru karar,yönetimi yeni liderlere bırakmak olmalıdır. Ben daima yenilikçi oldum ama gençlere fırsat tanımak gerekiyordu. Sonsuza kadar yönetmeniz mümkün değil. Eduplus v.liderlik zirvesinde www.eduplus.com.tr ayrılma kararımı vehbi koç�a nasıl açıkladığımı ilkez zirvede anlatacağım. Vehbi Koç�un tepkisi de oldukça ilginç oldu.
Siz hangi tip yöneticisiniz, yeni tip yönetici nasıl olmalıdır?

Yeni tip yönetici;
- kendini; destekleyici (sponsor) ,takım kaptanı olarak görür,
- doğrudan işi yapacak olanla temasa geçer,
- organizasyonun yapısını pazarın ihtiyacına göre düzenler,
- kararların alınmasına çevresinin katılımını sağlar,
- bilgileri paylaşır,
- yöneticilik disiplinini ön plana çıkarır,
- arkadaşlarından sonuç alınmasını bekler.
Bugünün hızla değişen dünya ortamı içinde, yöneticilerde görüş derinliği -perspektif-yeteneğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
Başarılı olmanın sırları nedir? sıralamak gerekirse;
Ben, başarının kişisel bir özellik olmadığına inandığım için bu soruya , henüz derli toplu bir cevap verdiğimi sanmıyorum !
Bununla beraber, yerli ve yabancı değişik iş adamlarının ve yöneticilerin başarı konusunda söylemiş olduklarını dikkate alarak bir liste oluşturdum. başarılı olmak için şu özellikler öne çıkmış oldu !
1- çok çalışın,
2- daima öğrenin,
3- işinizi sevin,
4- inisyatf kullanın,
5- dürüst olun,
6- mücadeleci olun,
7- kişiliğinizi geliştirin,
8- katılımcı olun,
9- adil olun,
10- sabırlı olun.
Bugünün üst düzey yöneticileri, içinde yaşadıkları şartlar bakımından, benim döneminkinden çok değişik bir ortamda bulunuyorlar. Serbest pazar ekonomisinin getirdiği iç ve dış rekabet koşulları, finansal ortamın ve ihtiyaçların boyut değiştirmesi, sosyal hayatın hareketliliği ve şirketler arası rekabetin yönetici transferlerinde insanların etik kurallarını bozan teklifleri, yeni yöneticilerin kararlarını derinden etkilemektedir. Bu ortamda, üst düzey yöneticilerin yıllık gelirleri, bu yeni iklime göre belirlenmekte ve çok yüksek seviyelere çıkmış bulunmaktadır. Bugünün iş dünyasında görev yapan yöneticilerin, sosyal hayat içinde, abartıya kaçmadan, yer ve sorumluluk almaları gerekmektedir.

BILL GATES'TEN EN SON BAŞARI TAKTİKLERİ

 
 
 
 
Bill Gates�ten gençler için kariyer öğütleri
Gates, BBC�ye yazdığı bir makaleyle gençlere başarılı bir kariyer için tavsiyelerde bulundu
Microsoft�un patronu ve 56 milyar dolar servetiyle dünyanın en zengini olan Bill Gates, BBC�ye yazdığı bir makaleyle gençlere başarılı bir kariyer için tavsiyelerde bulundu: Teknolojiyi takip edin ve matematik öğrenin
Microsoft�un kurucusu üniversiteden terk Bill Gates, BBC�nin internet sitesinde yayınlanan makalesinde başarılı bir kariyer için matematik ve fen eğitiminin gerekli olduğunu yazdı. Bilgisayar yazılımlarını da eksiksiz kullanmanın başarıya giden yolda çok önemli olduğunu söyleyen 52 yaşındaki işadamı �Son 30 yılın en büyük değişimini dijital teknoloji sağladı. Artık herkes bilgi işçisi olmak zorunda� dedi. İşte dünyanın en zengin adamından gençlere kariyer tavsiyeleri:
* Artık herkes çalışırken bilgi teknolojisi kullanıyor. Bir depoda çalışan işçi bile envanteri el bilgisayarıyla tutuyor. Günümüz dünyasında bilgisayarı ve yazılımları etkin şekilde kullanmak başarıya giden kritik yol.
Bilgiye aç olun
* Bugün ve gelecekte insan hayatında en büyük etkiyi Microsoft gibi yazılım geliştiren firmalar yapacak.
* Son 10 yılda ortaya çıkan en ilginç şeyler (MP3 çalar, video oyunları veya cep telefonları), her gelişme mühendislik eseri. Akademik kariyerinizde matematiğe ve fen derslerine özen gösterin.
* Çoğu kişi yazılım geliştiren insanların yalnız çalıştığını düşünür. Oysa insan faktörü en önemli şey. İletişim kabiliyetleriniz yüksek olsun. Değişik karakterdeki insanlarla uyum içinde çalışmayı öğrenin.
* Her zaman bilgiye aç olun. Her türlü kitabı okumaya çalışın. Öğrenme isteğinizi sakın kaybetmeyin.

MATEMATİK KORKUSUNDAN NASIL KURTULABİLİRSİNİZ

 
 
 
MATEMATİK fobik misiniz?
Kim korkar matematikten?Neden matematik öğreniyoruz? Konuştuğunuz herkesin matematikle ilgili söyleyecek bir şeyleri vardır. Bazı insanlar matematiği sever, kimileri ise pek hoşlanmaz.
Bazı öğrencilere göre matematik birçok kural ve formülden oluşan bir derstir. Kimine göre ise, matematik hayatın içindedir. Alışverişte bir şey satın alacağımız zaman, yemek yaparken kullanacağımız malzemenin ölçüsünü ayarlarken, ya da bir bina inşa ederken, yani sık sık kullandığımız bir şeydir. Öyleyse matematik sadece sayılardan ibaret bir ders midir?
Elbette sayıların önemi tartışılmaz; fakat matematik aynı zamanda, ilişkileri görmeyi, sebeb-sonuç ilişkisini kurabilmeyi, okuma ve yazmayı, tabloları, resimleri, grafikleri yorumlayıp kullanabilmeyi içerir. Bulmaca çözmek, gazete okumak gibi gündelik faaliyetlerimiz aynı zamanda bizim için birer matematik alıştırmasıdır.
Matematik sınavında heyecanlanıyorum
Ders zamanı ayaklarım geri geri gidiyor
Tahtaya kalkmak benim için bir kâbus
Konular daha zorlaşacak mı?
Matematik kaygısı!
�Matematik dersine gireceğim zaman ayaklarım geri geri gidiyor. Derste tahtaya kalkmak benim için bir kabus. Derste soru sormaya çekiniyorum. Şimdi bazı işlemleri anlayabiliyorum ama ileride konuların daha zorlaşacağından endişeleniyorum. En fazla matematik sınavına gireceğim zaman heyecanlanıyorum. Sınava nasıl hazırlanacağımı bilmiyorum. Derste konuları anlıyorum; ama eve geldiğimde, sanki hiç sınıfta bulunmamışım gibiyim. Matematik dersinden kalmaktan korkuyorum.�
Yukarıdaki ifadeler sizden bir şeyler barındırıyorsa, matematik kaygısı taşıyor olabilirsiniz. Matematik kaygısı, matematik dersine karşı duyulan duygusal bir tepkidir. Geçmişte yaşanmış olumsuz ve deneyimlerden kaynaklanır. Bu, ileriki öğrenmeleri de engeller.
Matematik korkusundan nasıl kurtulabilirsiniz?
Öncelikle matematiksel geçmişinizi tespit edin
İşlem kabiliyetiniz yetersiz ise matematiğin temel konularını çalışmakla işe başlayabilirsiniz. İşlem kabiliyeti, matematiğin ABC�si gibidir. Nasıl ki harfleri bilmeden okuma-yazma öğrenemezseniz; işlem yapmayı bilmeden matematiğin diğer konularını öğrenmeniz mümkün değildir.
Eğer işlem kabiliyetiniz düşük ise ders çalışmaya dört işlem, rasyonel sayılar ve işlemler, köklü ve üslü ifadeler, çarpanlara ayırma, özdeşikler konularıyla başlayabilirsiniz. İlköğretim öğrencileri özellikle dört işlem kabiliyetini (toplama, çıkarma, bölme, çarpma) çok iyi edinmiş olmalıdır.
İşlem kabiliyetiniz iyi, fakat konuları anlamakta güçlük çekiyorsanız; ders çalışırken konuları kavramaya daha fazla vakit ayırmalısınız. Özellikle matematiğin en güç alanı çeşitli problem tiplerini birbirinden ayırt edebilmektir. Yani hangi problem nasıl çözülür? Bu ayırımı yapabilme seviyesine gelene kadar konu çalışmasına devam edin.
Birçok matematik kitabının sonunda konu tekrar problemleri vardır. Her konunun sonundan bir problem seçerek, bu problemler arasındaki farklılıkları not edin. Her problemin çözümü için yapmanız gereken, ilk basamağı yazın. Mesela; OBEB ile OKEK problemleri arasındaki fark nedir? Yaş problemleri ile işçi problemlerini nasıl ayırt ederim ve her biri için işleme nasıl başlarım gibi. Güçlük çektiğiniz konuları asla atlamayın. Onları iyice öğrenmeden yeni konuya geçmeyin. Örnek problemleri işlem basamaklarını iyice kavrayana kadar tekrar tekrar çözün. Bunun vakit alacağını da aklınızdan çıkarmayın.
İşlem kabiliyetiniz iyi, konuları anlıyor fakat çok hata yapıyorsanız; konu çalışmasından çok pratik yapmaya zaman ayırmalısınız. Bir konuda kendinizden emin olana kadar çok örnek çözün. Problem çözerken yanınızda bir saat bulundurun ve bir müddet sonra gittikçe kısalan sürelerde problemi çözüp çözemediğinizi kontrol edin.
Konuları küçük parçalara ayırın ve basit
örneklerden zor örneklere doğru ilerleyin
Matematik dersinde elde edeceğiniz başarılar, geçmiş olumsuz deneyimlerinizin izini silecek, gelecek öğrenmeleriniz için yol açacaktır. Bunun için eksiklerinizi bir an önce telafi etmeye başlayın. Basit konuları çok iyi anlayana ve problem çözümünde yeterince otomatikleşinceye kadar soru çözmeye devam edin.
Olumsuz iç konuşmalara son verin
�Bunu asla anlayamam, bu problemi çözmem imkansız, başaramayacağım� gibi içinizde sürekli tekrarlanan iç konuşmalarınıza kulak vermeyin. Olumsuz iç konuşmaların insana hiçbir faydası yoktur. Bu konuşmalardan kurtulmak için şu yöntemi kullanabilirsiniz:
Olumsuz iç konuşmalarınız başladığı zaman gözlerinizi kapatın ve konuşan sesi bir hoparlör gibi düşünün.
Şimdi bu sesi (hoparlörü) öne çağırın gelsin. Ne diyor? Bu sese ihtiyacınız var mı? Size bir faydası var mı? Eğer cevabınız olumsuz ise o hoparlörün sesini kısın, artık hiçbir şey söyleyemesin.
Ya da o sesi kaale almadığınız biri karşınızda konuşuyormuş gibi düşünün (mesela bir çizgi film karakteri gibi)
Matematik dersine nasıl çalışılır?
1 İhtiyaç duyduğunuzda öğretmeninizden ya da bilen bir kişiden yardım isteyin. Yapamadığınız soruların yanına bir işaret koyun. Ev ödevlerinde yapamadığınız soruları atlamayın. En kısa zamanda bu soruların çözümlerini bilen birinden öğrenin.
2 Sadece öğretmeni izleyerek konuyu anlayamayacağınızı unutmayın. Mümkün olduğunca çok örnek çözün.
3 Kuralları, formülleri, işlem basamaklarını küçük kartlara yazın. Bu kartlardan birini rastgele çekerek kural veya formül hakkında neler bildiğinizi kontrol edin. Bunu arkadaşlarınızla ya da aile fertlerinizle bir oyun haline getirebilirsiniz
4 Bir arkadaşınızla birlikte çalışın. Araştırmalar, grupla çalışan kişilerin yalnız çalışanlara göre daha iyi performans gösterdiklerini ispatlamıştır. Zaman zaman birbirinizin işlemlerini kontrol edin.
5 Konunun başlığını muhakkak yazın. Eve geldiğiniz zaman ödev yapmaya başlamadan önce defterinizdeki başlığı renkli bir kalemle çizin. Bu sizin ne yaptığınızı görmenize yardımcı olacaktır.
6 İşlem yaparken her basamağın yanına ne yaptığınızı kendi kelimelerinizle tekrar not edin.
Niye matematik en korkunç ders?
Matematik, endüstrileşmiş toplumun hemen hemen her ürününde var. Hiçbir gökdelen, hiçbir cep telefonu veya antibiyotik matematik olmadan geliştirilemezdi. Gündelik yaşamda ne kadar çok matematik bilgisi varsa bunları kullanmak için o kadar az matematik bilgisi gerekiyor.
Avrupa genelinde yüz binlerce öğrenci OECD adına uluslararası bir uzman ekibi tarafından hazırlanan �Programme for International Student Assessment�ın soru formlarını doldurdu. Araştırma daha çok öğrencilerin matematik kabiliyetini ölçmeye dayanıyordu. Türkiye 40 ülke arasında matematikte 33. sırada, okumada 33. sıra ve tabiat bilimlerinde 35. sırada kaldı.
Matematik soruları, ezbere dayanmayan problemlerden oluşuyordu. Öğrencilerden formüllerle uğraşmak yerine matematiğin dünyada oynadığı rolünü kavrayarak, mantıklı bir şekilde uygulamaları istendi.
Gündelik yaşamdaki soruların matematik diline çevrilmesi eğitimciler tarafından dilimize aşağı yukarı �matematik okuryazarlığı� olarak çevrilebilecek, �Matematical Literacy� olarak adlandırılmakta. Başarılı Pisa öğrencileri her test sorusu için uygun formülü aramak zorunda olmasalar da, soruyu çok iyi anlamak zorundadırlar.
Örneğin 1998 ve 1999 yılları arasında gerçekleştirilen gasp olaylarının gösterildiği bir grafiği, şu soruya göre yorumlamak zorundalar: Gasp olaylarının arttığı doğru mudur?
Öğrencilerin birçoğu �evet� diyor. Sonuçta yandaki sütun çok daha yüksektir. Oysa eksenlerin derecelendirilmesine bakan öğrenci gerçekte gasp olaylarının artmadığını görür. Diğer sorular da uygun deneylerle çözülebilmekte.
Listenin sonlarında yer alan Türkiye�de öğrencilerin yarıdan fazlası (yüzde 53) matematikte birinci düzeyin altında kaldı. OECD ülkeleri ortalaması için bu oran yüzde 30�un altındadır. Türkiye�yi diğer ülkelerden ayıran bir özellik, okul türleri arasındaki farklılıkların en büyük olduğu ülke olmasıdır. Japonyanın özellikle de matematikte hep üst sıralarda yer alması, durmadan çalışmayı gerektiren acımasız bir sisteme bağlanıyordu. Tokyo�daki Suginami İlköğretim Okulu�nda yapılan bir ziyaret ilk başta bu önyargıyı kanıtlıyor gibi. Matematik dersi matematik sorularının sınıfça toplu halde çözülmesiyle başlıyor.
Bir öğrenci, örneğin 36 x 8 eşittir 288 dediğinde, dördüncü sınıfın geriye kalan tüm öğrencileri �doğru� diye yanıt veriyorlar.
Öğretmen Yasuho Arita sırayla herkesi kaldırıyor ve en sonunda tüm öğrenciler aynı soruları kendi kendilerine çözüyorlar ve Arita öğrencilerin başında kronometreyle bekliyor. Hesap alıştırmaları bittikten sonra Arita�nın �ilginç matematik� dediği başlıyor.
Öğretmen tahtaya köşeli bir insan çiziyor. Öğrenciler bu figürü yap boz parçalarına benzeyen Tangram taşlarıyla biçimlendiriyorlar. Ve birdenbire Japonya�daki matematik dersinin sanıldığı gibi sadece katı kurallarla işlemediği ortaya çıkıyor. Arita, gayet cazip yöntemlerle öğrencileri matematiğe özendirmekte.
Ona göre tek başına mekanik alıştırma, zorlu matematik problemlerini çözme hevesini söndürmekten başka hiçbir işe yaramaz. �Burada kişisel çaba gerekli.� diyor Arita... Japon okullarındaki diğer önemli bir konu da problemlerin herkes tarafından tamamen anlaşılana dek sınıfça o problem üzerinde çalışılması.
Anlaşıldığı üzere Japon öğrenciler toplu halde alıştırma yapma ve �ilginç matematik�le biçimlenen matematik dersinin yararlarını görüyorlar. Oysa ülkemizde diğer derslerde olduğu gibi matematik de büyük ölçüde formüllerin ezberlenmesine dayanır. �Müzik eğitimi alan bir öğrenciye yıllarca nota ezberletmeye benzeyen bu sistem, sanata, nefret duymaktan başka bir şey vermez.� diyor Enzensberger.
Matematik korkutan bir ders olmamalı. Öğrencilerin sayılarla ilgili bilmece dünyasına olan meraklarını uyandırmak mümkün. Ve bu, sayılarla çevrili bir dünyada pek de şaşırtıcı olmasa gerek.

KENDİNİZE GÜVENEREK GELİŞİN

 
 
 

Özgüven şu kavramlarla tanımlanabilir: fikirlerini kabul ettirmek, iyimserlik, istekli olmak, sevgi, gurur, bağımsızlık, güven, eleştirilere açık olmak, duygusal olgunluk ve kapasitesini doğru değerlendirme becerisine sahip olmak.

Özgüven Nedir?

Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir.

Özgüven Eksikliği Nasıl Gelişir?

Aşağılık duygusu, umutsuzluk gibi duyguları, genellikle evde, okulda veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Size karşı çok eleştirel, talepkar ve/veya aşırı koruyucu olabilirler. Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız.

Aileden birini veya yakın bir arkadaşı kaybetmek. Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak (ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayrı olmak), erkek/kız arkadaşınızdan ayrılmak.

Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmak.

Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek.

Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek.

Ailenizin ve arkadaşlarınızın, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla baskı hissetme ve bu durumun sizin kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar almanıza mani olması.

Gerçekçi olmayan hedefler belirleme.

Başarısızlık korkusu. Örneğin; bir dersinizden kaldığınızda, kendinizi bir dersten kalmış, iyi bir insan olarak düşünmektense, işe yaramaz ve başarısız biri olarak düşünmek.

Özgüveninizi Nasıl Arttırırsınız?

Kendiniz hakkında olumlu düşünün.

Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedefler belirleyin. Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun. Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler. Psikolojinin öncülerinden William James şöyle der: � Kendinden memnun olmak = Ne başardığımız / Başarmayı hedeflediğimiz şey �

Bir şey başardığınızda kendinizle gurur duyun ve kendinizi ödüllendirin.

Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın. Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz durum hakkında mantıklı olarak düşünün.

Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin. Belirli konularda, diğerlerine göre daha becerikli ve iddialı olduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın.

Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın. Bunun yerine, kişisel başarılarınız için kendinizle de gurur duyun.

Fikirlerinizi savunun. Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenin.

Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul olmayan isteklere �hayır� deyin. Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olabilir.

Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın. Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın. Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır.

Özgüveni İyileştirmek için Hatırlanması Gerekenler

Kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık verin.

Kendiniz hakkında olumlu düşünün.

Deneyimlerinizden ders çıkartın.

Gerçekçi hedefler belirleyin.

Cesaretli olun.

Öğrenmeye devam edin.

İşe yarar şeyler yapın.

Basitliğe önem verin.

Değişimi hoş karşılayın.

FAKİR VE EZİKTİM, HANGİ KIZ BANA BAKAR DİYE DÜŞÜNÜYORDUM Kİ

 
 
 
 
 

Fakir ve eziktim, hangi kız bana bakar diye düşünüyordum ki...
Kitapları onlarca baskı yapan, verdiği seminerlerde binlerce kişiyi toplayan Psikolog Doğan Cüceloğlu�na gördüğü ilginin nedenini sorduk. Aslında biz onunla sınav döneminde anne ve babaların çocuklara nasıl davranması gerektiğini irdeleyen son kitabı �Başarıya Görüren Aile�yi konuşacaktık. Ama konu kendi yarattığı �içimizdeki çocuk� kavramına gelince söyleşi saptı. Siz onun şu anki mutluluğuna bakmayın.
Zamanında içindeki çocuğu hep mutsuz kıldı. Hele konu kadınlar olunca! Psikolog olması, hayata ve bireye dair gerçekleri kabul etmesi ve Amerika�da yaşadığı günlerden kalan deneyim onu bugün mutlu olduğu kadar çevresine de mutluluk dağıtan biri haline getirdi. En popüler olan kitabı �İçimizdeki Çocuk�u yazalı yıllar oldu. Ama siz hâlâ çocuğun sesine kulak veremiyorsanız Cüceloğlu�nu mutlaka dinleyin.
Var olanı yargılamak salaklık, ahmaklıktır
Hocam kitaplarınıza, özellikle de seminerlerinizde size olan ilgi hiçbir zaman azalmıyor. Söylediklerinizi başkaları da söylüyor ama onlar sizin gibi insanları toplayamıyor çevresinde. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Varoluşuma bağlıyorum. Benim anlattığım bilgi varoluşumla ilgili. Öğrendiklerimi yaşadıklarımla sentezleyip insanlara anlatabiliyorum. Bunun dışında, tahmin ediyorum ben insanları yargılamıyorum. Bunu da beni sevsinler diye yapmıyorum. Bana göre hayatta yargılanacak bir şey yok. Varolan bir şeyi yargılamak salaklık, ahmaklıktır. Yapılan şey bir gerçektir. Anlamak lazım insanları. Böyle yorumladığım için, beni dinleyen kişi yaptığı şeyin kendi kafasına göre ne kadar anlamlı olduğunu düşünüyor ve rahatlıyor. En önemlisi kendiyle olan ilişkisinde kabule doğru gidiyor. Kendini suçlama, sevmeme, kendine yabancılaşma, uzaklaşma durumu ortadan kalkıyor. Bunu hissediyorlar. İçlerindeki bastırılmış ve kendilerine dönük olan sevgi; çevreye, hayvanlara, kuşlara yöneliyor. Belki de o nedenle beni seviyorlar.
İnsanlara mutlu olmalarını, içlerindeki sevgiyi çıkarmalarını söylüyorsunuz sürekli... İşler yolunda gitmediğinde de bu mümkün mü? Seminerinize kimse gelmese, kitaplarınız satmasa, çocuğunuzla sorunlar yaşasanız da yine böyle şekerden sarhoş olmuş arılar gibi uçabilir miydiniz?
Bayağı tokat yedim hayattan. Sartre�ın bir sözü var: �Yaşamın anlamı yaşamı nasıl yaşadığınızda yatar� diyor. Şimdi burada ben buna savaşçı tutumu diyorum. Bir tek şeyimiz var yaşamak. O da bize verilmiş zaman. Ben kendimle olan ilişkimde eğer kendime �ben elimden gelenin en iyisini yaptım, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım� diyebiliyorsam artık coşkuluyum. Aksi halde akıl hastanesine giderim. Bu şekilde yaşarsanız gerçeği bulursunuz. Bir de en önemlisi gerçeğe saygı. Gerçek benim için en kutsal şey. Diyelim ki bir davranışta bulunmuşum ama hata yapmışım. Hatam bir gerçek ama egomdan dolayı bunu görmüyorum. Bu noktada hatamızla, kırdığımız kişiye �Hata yaptım, özür dilerim size şöyle bir zarar verdim, onu gidermek için elimden geleni yapacağım� diyebilirsek özgürüzdür artık.
Herkes kendi gerçeğini yaşıyor hem de aynı ortamda ve sorunlar çıkıyor. Ne yapacağız bu durumda peki?
�Ben senin gerçeğin yanlış� dediğim andan itibaren üç seçenek çıkar. Birincisi savaş, ikincisi dövüş, üçüncüsü ise güreş. Üç ihtimal var, üçü de kötü. Karşıdakinin gerçekliğini kabul etmiş olmak seninkinin yanlış olmasını gerektirmez. Şimdi, suya cıvık diye karaktersiz demek olur mu! �Nedir bu su ya, su ne biçim şey ya, şuna bak lık lık lık dökülüyor... Karaktersiz işte, dökülen kabın şeklini alıyor, kokusu da yok. Allah belasını versin!� desem kabahat suda mı bende mi? Çocuk ayağını taşa vuruyor sonra ağlamaya başlıyor biri geliyor taşa vuruyor �eh eh eh� diye... Ne kadar saçma bir şey.
Günlük yaşamınızda �içinizdeki çocuğa kulak veremediğiniz oluyor mu?
Oluyor tabii, bazen karşımdakinin acı çekmemesine, kendi onurunu, saygısını kaybetmemesine özen gösterim. O zaman çocuğu dinlemiyorum. Akşam eve gidince �B.k gibi bir gün geçirdim, niye böyle oldu diye� düşünürüm. Sonra içimdeki sesi dinlemediğimi fark ederim.
Peki kitap yazarken neyi ele alacağınıza kim karar veriyor? Yayıncı mı, içinizdeki çocuk mu?
Genel olarak yaşamımdaki sorunları keşfetmeye başladığım zaman 35-40 yaşlarındaydım. �Ben yaşadığıma göre başkaları da bu sıkıntıları yaşar� dedim ve bunları paylaşmaya başladım.
Kitaplarınızda hiç karşı cinsle olan ilişkileri, aşkı ele almıyorsunuz. Memlekette dokuz ay birbirine bakmaktan öteye gidemeyen var. Niye bu konuyu irdelemiyorsunuz? �İçinizdeki çocuk� hiç sıkıntı çekmemiş anlaşılan.
Şimdi, güzel bir tespit. Seni Allah gönderdi galiba. Evet bunu yazmalıyım. Ben fakir bir ailenin 11 numaralı çocuğuyum. O nedenle de bayağı zorluk çekerek okudum. Giyim, yeme, içme hep eksik kaldı ve kendimle ilişkimde aşağılık duygusu vardı. �Kim benim yüzüme bakacak� halini yaşadım hep. Hiçbir kıza açılamadım. Ondan dolayı hep eziklik duygusu yaşadım. Sonra farkına vardım ki hepsi benim kafamda yarattığım bir öyküydü. Kızlarla alâkası yoktu. Psikoloji bölümüne girdiğimde oraya felsefe öğretmeni olacak olanlar giderdi. 100 öğrenciden 90�ı kızdı. 10 erkek öğrenciden 8�i asker kaçağıydı. Yani ben ve Erol Güngör vardı psikolog olmak isteyen. Zaten ikimiz de asistan olduk sonra. O kadar siliktim ki! Çünkü 13 yıl önce ağabeyimin giydiği ceketle, kravatla gittim okula. Kafam üç numaraya vurulmuş... Sınıfta İstanbullu kızlar çoğunluktaydı ve yüksek sosyo-ekonomik çevredendi onlar. Amerikan Koleji, Dame de Sion gibi okulları bitirmişlerdi. Dahası yabancı ülkeye gitmiş gelmişler, üçüncü dördüncü sınıfta eğleniyorlardı zaten.
İçinizdeki çocuk ne fena anlar yaşamıştır!
Hem de neler. Hiç şansınız yoktu. Hatta hatırlıyorum, ilk derste karşıma Sait Faik Abasıyanık�ın yeğeni oturmuştu. Ay bir gözleri var, bir çift güzel göz! Derin dekolteli bluz giymiş, göğüsleri tomurcuk tomurcuk böyle. Hangi dersti, hoca kimdi, hiçbir şey hatırlamıyorum. Sadece göğüs ve göz aklımda kaldı. Ve o günlerde hep şu duyguyu yaşadım �o kız yıldızlar kadar uzak benden.� Elimi uzatsam dokunabileceğim, ama psikolojik olarak yıldızlar kadar uzak ve bir şey yapamıyordum. Müthiş bir eziklik duygusuyla Amerika�ya gittim yüksek lisans için. Ve benim kız arkadaşım hiç olmadı.
Amerika�da da mı?
Yok, Türkiye�de. Amerika�ya gittim, Amerika�daki kızlar beni tedavi etti.
Kızların verdiği seminere giderek değil herhalde?
Arsızlar! �Hi, how are you� deyip gözüyle, başıyla işaret ediyorlar. Ben ilk başlarda arkaya bakıyordum, bana yaptıklarını düşünmüyordum. Sonra anladım. Tedavi böyle oldu..
O yüzden Amerika�da yaşayan bir başka oluyor memlekete dönünce!
Bizim kültürde erkeğin kendisi değildir. Kariyeri, sahip oldukları şu, bu. ABD kültürü içinde bunlar kimsenin umurunda değil. Bakınca hoşuna gidiyor mu gitmiyor mu hadisesi.
Bu deneyimlerinizi de kitap yapsanız, ilişkilerde aslolanın ne olduğunu ortaya koysanız. Ülkenin çehresi değişse güzel olmaz mı? Hepimiz Amerika�ya gidemeyiz ya! Gitsek bile hayat durur. Ülkede ne gazete çıkar, ne banka çalışır, ne akademik hayat sürer!
Bu konuyu kitap yapacağım, seni bana Allah gönderdi. Türkiye�de genellikle oğlan kızın içindeki özle değil kız vasıtasıyla yakalandığı öykünün içinde. Kız da oğlanı araç olarak kullanmış bir öykünün içinde.
Türkiye�ye dönünce tabii daha bir mutlu hayatı kucaklamışsınızdır...
Geçen aylarda ikinci evliliğimi yaptım. Eşimin ikinci evliliğinden olan bir kızı var. Ergenlik çağında, onun ergenliğini de gözleme imkânı buluyorum. Çok tatlı bir ilişkimiz var. Numara yok.
Çok etkileyici konuşuyorsunuz... Seminerlerinize gelip de size âşık olan bile vardır. Hem psikologsunuz, hem Amerika deneyimi...
Şimdiki eşimle bir konferansımda tanıştık. Oluyor abi, ara sıra. Şanslıyız o bakımdan. Şakalaşıyoruz, geçiyor işte.


ANNE BABALARIMIZIN HAYATLARI PALAVRA
Son kitabınızda sınavlara hazırlanan gençlere anne babaların nasıl davranması gerektiğini anlatıyorsunuz. Kitapta �yaşam başarısı� üzerinde çok duruyorsunuz?
Peki bir insanın yaşam başarısı için sınavları kazanması şart mı?
Tabii ki değil. Üniversiteyi kazanır, iyi bir iş bulur, hatta iyi bir evlilik yapar ama yine de yaşam başarısına sahip olamayabilir. Eğer bir insan yaptıklarının bilincindeyse, yaptıkları ona keyif veriyorsa ve mutluysa başarılıdır.
Bir de kişi mutlu olmasına rağmen, anne babaları çocuklarının hep mutsuz olduğunu düşünüyor� Örneğin benim bir arkadaşım var hayatından çok memnun. Ama annesi her gün ağlıyor. �Oğlum askere gitmedi, oğlumun arabası evi yok, oğlumu kadınlar bitirdi�� O da ayrı bir sıkıntı.
Milyonlarca genç bu sıkıntıyı yaşıyor. Anne ve babam mutsuz diye üzülüyor. Kendileri bile mutluluklarından emin olamıyor bu yüzden. Anne baba her şeyi iyi bilir ya! Asıl gerçek, anne babalarımızın hayatının palavra olması ama farkında değiller. İstiyorlar ki çocukları direksiyona geçmesin, hep biz kullanalım arabayı. Oysa çocuklarının keyif alacağı şeyi, mutlu olacağı yaşantıyı onlar bilemez. Çocukları mutluysa tamamdır, gerisi boş şeyler.
Yani gençler anne babamız mutsuz diye üzülmesinler. Yaşamlarına devam etsinler. Anne babalar da kendi yapmak istediklerini çocuklarına yaptırma isteğinden vazgeçsinler.

SINAV DÖNEMİNDE ANNE BABALAR NELER YAPMALI?
Doğan Cüceloğlu�nun Remzi Kitabevi�nden çıkan son kitabı �Başarıya Götüren Aile�de sınav döneminde anne babaların çocuklarına nasıl davranması gerektiği konusu inceleniyor. Cüceloğlu, anne ve babaların şu dört soruyu kendilerine sormaları gerektiğinin altını çiziyor:
Çocuğum yapacağı işin bilincine vardı mı?
Çocuğum yapmak istediklerini besleyen bilgiyi araştırıyor, keşfediyor, özümsüyor mu?
Çocuğum, bilgisini sınamak için gerekli becerileri kazanıyor mu, bilgi ve becerisini eyleme dönüştürüyor mu?
Çocuğum elde ettiği sonuçlardan ders çıkararak, daha iyisini yapabileceğinin farkına varıyor mu?
DoĞan CüceloĞlu İmzasI KullanIyorum
Deneysel psikolojiyi bırakıp popüler psikoloji yaptığınız için eleştiriyorsunuz...
Ben akademik kimliğimi kullanarak sadece bir kitaba imza attım: İnsan ve Davranış. Sonra bir karar aldım ve kendimi Türk çocuklarına sağlıklı ortam yaratmaya adadım. Bundan sonra da kitaplarıma sadece Doğan Cüceloğlu imzası kullandım. Beni eleştirenleri saygıyla karşılıyorum ama anlamış değilim. ABD�de nörofizyoloji alanında Nobel alan bir bilim adamı bile çalışmalarını halkın anlayacağı bir dille yayınlıyor.

POZİTİF VE NEGATİF ENERJİ HAYATIMIZDA NASIL ÇALIŞIR

 
 
 
Negatif ve pozitif enerjinin dengelenmesi

Namaste. Bu haftaki yazımda negatif ve pozitif enerjinin ne anlama geldiğine değinmek istiyorum. Negatif ve pozitif duygu ve düşünceler neler? Negatif ne demek? Pozitif ne demek? Negatif duygular tahmin ettiğiniz gibi nefret, öfke, korku, kıskançlık, üzüntü gibi çoğunlukla istemediğimiz, beğenmediğimiz hatta hissetmekten çoğu zaman kaçtığımız duygular değil.

Neşe ve hatta sevgi bile negatif olabilir. Çünkü negatif duygu ve düşünceler hareketsiz yani bloke olmuş olanlardır. İngilizce''de duyguların ''emotion'' ve ''feeling'' olarak iki ayrı kelime ile ifade ediliyor olmasının sebebi de bu. Emotion, pozitif yani anlık yaşadığımız, üzerinde fazla vakit sarf etmeden akıp giden, hareketli yani pozitif duygular.

Bu hareketli duygular, yani ''emotion''larımız bizi canlı, pırıl pırıl yapan, genç tutan enerjiler. Üç yaşında bir çocuğun gözlerindeki ışıltı, saçlarının ve teninin canlılığı, bitmeyen enerjisi pozitif enerjiler sayesinde oluşuyor. Oysa 70''li yaşlardaki insanların genelinin enerjisi oldukça düşüktür, gözleri donuk bakar, cildi cansız, bedeni güçsüzdür.

Yaşımız ilerledikçe enerjimizin düşmesine, ışıltımızı, canlılığımızı kaybetmemize sebep olan şey bedenimize ve tüm enerjetik bedenlerimizde yer alan negatif, yani bloke olmuş hareketsiz enerjilerdir. Peki bu enerjiler nasıl oluşur? Neden bedenimizde bu enerjilerden bu kadar çok var? Her tür duygu ve düşünce hareketli olmadığı, anlık şekilde akmadığı zaman, yani durdurmaya çalıştığımızda ''negatif''e dönüşüyor.

Herhangi bir duyguyu örnek alalım. Örneğin korku. Korkunun kendisi bu duyguyu yaşıyor olduğumuz anda pozitif bir enerji. Ancak bizler korkudan korkuyoruz. Bu nedenle bu duyguyu yaşamaktan kaçıyor ve korktuğumuzu hissettiğimiz her an onu durdurmaya çalışıyoruz. Durdurduğumuz ve yaşamamız gereken zamanda yaşamadığımız tüm duygular ise negatife dönüşüyor. Sevmediğimiz ve bu şekilde bastırdığımız en favori duygularımız nefret, korku, kıskançlık, öfke...

Oysa bizler, sevgi dahil olmak üzere neşe, sevinç, mutluluk gibi duygularımızı bile bastırabiliyoruz. Öfkeler, korkular en sevmediğimiz, en beğenmediğimiz duygularımız arasında oldukları için negatif duygu dendiğinde aklımıza ilk gelen duygular bunlar oluyor tabii ki. Ve bastırdığımız duygular bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki birbirimizi öldürebilecek yoğunlukta nefret dolu hislere sahip olabiliyoruz. Negatif düşünceler ise zihnimizden atamadığımız, durmadan düşündüğümüz düşünce alışkanlıklarımız.

Hareketsiz ve sıkışmış enerjilerden kurtulmanın tek yolu ise enerji çalışmaları yapmak.. Nefes terapisi, aktif meditasyonlar ve kundalini yoga bunun en iyi yolu.. Bu çalışmaları denemek isterseniz Etiler''de benim de özel seans verdiğim OWO kişisel gelişim ve meditasyon merkezine gelebilirsiniz. Burada bedendeki negatif enerjileri entegre ederek hareketlenmesini ve pozitife dönüşmesini sağlayan birçok çalışma yapılmakta.

MÜKEMMEL PATRON VE DİĞERLERİ

 
 
 
Hayalleri bir kenara bırakıp gerçekçi olursak, patronunuzun nasıl bir yapıya sahip olduğunu bilmek ve çıkacak sorunlara buna göre çözüm bulmak, yazının başındaki gibi bir ortam yaratmasa da, hayatı daha kolay hale getirecektir, kuşkusuz.

Peki, patronunuzun yapısı nasıl ayırt edilebilir? Ve olası problemler nasıl çözümlenir? İngiliz Guardian gazetesinin internet sitesinin birkaç önerisi var...

Nasıl bir patronunuz var?

Birçok patron çalışanlarıyla iletişim kurmanın ilk yolunun muhabbet etmekten geçtiğini düşünür. Olur olmadık zamanlarda çalışanların yanına gider, sorular sorar, bu şekilde iletişim kurmak ister. Chartered Management Institute�den Mike Petrook bu konuda çalışanları uyarıyor: �Patronunuz istediği kadar sizinle muhabbet etmek isteyebilir. Ama ne olursa olsun, o sizin patronunuz ve samimiyetle laubaliliği karıştırmamak gerek.� Bir diğer patron tipi de, her şekilde ciddiyetini bozmayan, asık suratlı patronlar� Onlarla baş etmek o kadar kolay olmayabilir. Tabii, yine de o surat asıyor diye sizin de surat asmanız gerekmiyor. Karşınızdaki insanın hal ve tavırlarına karşılık, siz de uygun davranışlar sergileyerek orta yolu bulabilirsiniz.

İzleyerek öğrenin

Yaşı henüz 30�u aşmamış çalışanlar için yöneticileri en ideal örnektir. Çünkü henüz yönetici seviyesine gelmeyen çalışanlar, yöneticilerinin davranış ve tutumlarından tutun, kıyafet ve liderlik özelliklerine kadar örnek alma şansına sahiptir. İş dünyasında daha iyi donelere sahip olmak için yöneticilerinizin hareketlerini gözlemleyin. Bu şekilde kendi yeteneklerinizin ve kişisel ağınız daha iyi oluşur. Üniversitede eğitiminden çok, deneyimlerinizin sizi nasıl yönlendirdiğine dikkat edin. Nasıl bir patron istediğinizi tanımlarken, nasıl bir çalışan olmanız gerektiğini bu şekilde görebilirsiniz.

Ciddi görüntüden korkmayın

London Business School�dan Prof. Nigel Nicholson, bazı yöneticilerin, tatlı gözüken ama (İngiltere eski başbakanı) Margaret Thatcher gibi sert mizaçlı olabileceğine dikkat çekiyor. Bu sert mizacın sadece olumsuz tutumlarla ilgili olmadığını söyleyen Nicholson, bu şekilde davranışların adil olmak anlamına da gelebileceğini söylüyor. Bu tip patronlar özellikle ilk başta insana çok sert gelebilir. Ama işlerin kötüye gittiği anlarda, herkese karşı açık ve dürüst yaklaşımla tavırlarını belli ettikleri için, hakkınızı savunmak için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalmazsınız.

Kötü anları unutun

İş hayatındaki sorumluluklar patronunuzla aranızda zor anların yaşanmasına neden olabilir. Birbirinize karşı dargınlıklar, kızmalar ve hatta işi bırakmaya varan gergin anlar yaşayabilirsiniz. Yaptığınızın sadece iş olduğunu, kişiselleştirilmemesi gerektiğini düşünerek hareket edin. Olayları büyütmemeye çalışın. Bazı zamanlarda yaşanan tatsızlıkların ileride deneyim anlamında sizi geliştirdiğini de unutmayın.

ÇOCUKLARDA GELİŞİM BRONŞİT

Bronşit ciğerlerin bronşlarını, bronşiolit ise; bronşiyolleri tutuyor. Bronşiolit, akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durum. Genellikle bir aydan büyük ve iki yaştan küçük çocuklarda, en sık olarak da altı aylık bebeklerde rastlanır. Akut bronşit ise, akciğerdeki büyük hava yollarının iltihabi durumudur. Biraz daha büyük çocuklarda gribal bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek gelişir. Bronşiolitlerde ailede geçirilmiş gribal bir enfeksiyon hikayesi (yüzde 90) olabilir. Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri (hapşırma, burun akıntısı, öksürük), 38 derece civarında ateş, iştah kaybı, solunum zorluğu belirtileri (aralıklı sesli öksürük, nefes almada zorluk, hassasiyet), beslenme güçlüğü görülebilir. Akut bronşit ise çoğu kez, nezleden üç-dört gün sonra kuru, kısa süreli, balgamsız ve giderek artan, bazen de nöbetler şeklinde olabilen öksürükle başlar. Göğüs ağrısı ve 38 dereceyi aşmayan bir ateş olabilir. Bronşiolit, kış ve ilkbaharın ilk aylarında, bazen salgınlar şeklinde görülebilir. Hastaların yüzde 90'ının ailesinde gribal bir enfeksiyon hikâyesi mevcuttur. Hastaların yüzde 50'sinde etken RSV yani Respiratuar Sinsityal Virüs'tür. Bunun yanı sıra; soğuk, nem, ani ısı değişiklikleri ve özellikle sisli, kirli hava, ev tozları, çiçek tozları ve çeşitli polenler hazırlayıcı etkenler arasındadır. İki aylıktan küçük çocuklar; morarma, solunum durması bulguları, solunum sayısının dakikada 60'ın üzerinde olması, kanda oksijen değerlerinin düşmesi, karbondioksit değerlerinin yükselmesi durumunda hastaneye yatırılır. Amaç; oksijen alımını sağlamak için nemli oksijen tedavisi, balgamı yumuşatıp öksürük ile atılımı kolaylaştırmak için nebulazatör ile bronş genişletici ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar ve sıvı kaybı oluşmuşsa sıvı tedavisidir. Normalde antibiyotik tedavisi gerekmez. Ancak akciğer filminde iltihabi alanlar mevcutsa ve ateş yükselmiş, kanda iltihabı hücreler artmışsa, antibiyotikler kullanılabilir. Ağır vakalarda bronşlardaki ödemi azaltıcı etkisinden dolayı steroidler kullanılabilir

Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir. Kan yapıcı dokuları etkileyen ve kandaki akyuvarların aşırı derecede artmasına neden olan kötü huylu hastalık.

Akut lösemilerin ilk belirtileri kansızlık, ateş, kanama ve lenf düğümlerinde şişmedir. Hastaların çoğunda tam iyileşme sağlanarak, kandaki kötü huylu, hücrelerin tümü yok edilebilir; vakaların yarıdan çoğunda hastalık beş yıl boyunca yeniden ortaya çıkmaz. Buna karşın öbür lösemi türlerinde tedavi genellikle olumlu sonuç vermez. Kronik lenfositik lösemi öncelikle yaşlılarda görülür ve kimi zaman yıllarca belirti vermez.

Son yıllarda uygulanan kemik iliği nakilleri başarılı sonuçlar vermekte ve hastalar iyileşmektedirler.
1. S: Lösemi nedir?
C: Lösemi halk arasında kan kanseri diye bilinen hastalıktır. Bu hastalıkta çoğunlukla kemik iliğinden
kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserleşmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çoğalıp, önce kemik iliğini,
daha sonra tüm organları istila etmesi durumu söz konusudur. Eğer tedavi edilmezse olay kısa sürede hastanın
kaybı ile sonuçlanır.

2. S: Çocuklukta Lösemi görülür mü?
C: Çocuklarda en sık görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz ırkta çocukluk çağında Löseminin sıklığı 100.000 canlı doğumda yaklaşık 5 kadardır.

3. S: Lösemi çocuklarda en sık hangi yaşlarda ortaya çıkar?
C: Lösemi en sık 2 – 5 yaşları arasında görülür. Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif olduğu dönemdir.

4. S: Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir?
C: Herşeyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalık olduğunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya kanser yapıcı genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını bilmek gerekir. Bu bozulmayı kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar arasında iyonizan radyasyon, bazı virüsler, bazı kimyasal maddeler ve bazı genetik hastalıklar sayılabilir.

5. S: Löseminin belirtileri nelerdir? Bir ebeveyn hangi durumlarda Lösemiden şüphelenmelidir?
C: Löseminin klinik belirtileri birçok hastalık ile karışır. Halsizlik, iştahsızlık, solukluk, düşmeyen ateş, deride morluklar veya küçük kırmızı kanama odakları, burun ve diş etlerinden kanama, karında şişlik, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak ağrıları bunlar arasında sayılabilir. Bunlardan birinin veya birkaçının olması durumunda bir çocuk kan ve kanser hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.

6. S: Lösemi ölümcül bir hastalık mıdır? Bu hastalıkta sağ kalma oranı nedir?
C: Lösemi çocukluk çağında görülen kanserler arasında tedavi şansı en yüksek olanlardan biridir. Günümüzün modern tedavi protokolleri ile akut Löseminin genel anlamda tedavi şansı %70 – 75 dir. Bazı Lösemi tiplerinde bu oran %90 ın üzerine çıkmaktadır.

7. S: Lösemi tedavisi için yurtdışına gitmek gerekir mi, yoksa tedavi olanakları ülkemizde de mevcut mudur?
C: Ülkemizde Löseminin her türlü tedavisi en modern şartlarda ve yurt dışından çok daha ucuza yapılabilmektedir. Bunun için yurt dışına gitmek gereksizdir.

8. S: Lösemi oluşmasında yiyeceklerin bir rolü var mıdır?
C: Lösemi ile yiyecekler ve yiyecekler içindeki koruyucu maddeler arasında bugüne kadar herhangi bir ilişki gösterilememiştir.

9. S: Lösemi oluşmasında ebeveynin ihmali söz konusu mudur?
C: Hamilelik sırasında sigara içmek veya uyuşturucu kullanmak ile veya hamileliğin ilk 3 ayında röntgen çektirmek ile Lösemi oluşumu arasında ilgiye işaret eden bilgiler vardır. Bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır.

10. S: Lösemi tedavisi her hastanede yapılabilir mi?
C: Hayır, Lösemi tam donanımlı ve Çocuk Kan ve Kanser Hastalıkları bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir. Bu hastalığın tedavisi ancak bu konudaki uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.

Kanda, kan yapıcı dokularda ve diğer organlarda anormal kan hücrelerinin kontrolsuz olarak çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık. Tıp dilinde lösemi veya lökoz olarak geçer.

Sebebi tam olarak bilinmemekle beraber çeşitli kimyevi ajanların, radyasyonun, virüs adı verilen mikropların hastalığın meydana gelişinde rol oynadığı ve bazı genetik hastalıkların da, hastalığa yatkınlık teşkil ettiği düşünülmektedir.

İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis) hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma neticesinde mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli kanamalar (burun kanaması, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir. Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı kilo kaybı ve terlemeye de yol açar. Hastalarda dalak ve bezelerin de genellikle büyümüş olduğu tesbit edilir.

Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.

Hastalığın tedavisinde, son yıllarda oldukça önemli adımlar atılmışsa da sebepler bilinemediği için sebebe yönelik tedavi yapılamamaktadır. Günümüzde tatbik edilen tedavilerin temel amacı, habis hücreleri ortadan kaldırmaktır. Tedavi şemaları hastalığın tiplerine ve safhalarına göre değişiklik gösterir. Radyasyon (şua) tedavisi; çeşitli kanser ilaçlarının tatbiki; bağışıklama (veya bağışıklık sistemini güçlendirme) tedavisi (immünoterapi), kemik iliği nakli başlıca tedavi şekilleridir. Kemik iliği nakli, kriz (atak) atlatıldığı zamanda kişinin kendi hücrelerinin (ototransplantasyon) veya uygun bir vericinin hücrelerinin (allotransplantasyon) verilmesi ile olabilmektedir. Bu tedavi şekillerine ek olarak birçok yeni metod deneme safhasında olup, müsbet neticeler vermektedir. Hastaların kaybedilmelerinin en önemli sebepleri, aşırı zayıflık, mikrobik hastalıklar, kanama ve işgale bağlı organ yetmezlikleridir.

Tatbik edilen tedavilerle hastalık krizi (atağı) atlatılabilmektedir. Ancak bazan kısa bazan da yıllarca süren aralardan sonra hastalık yeniden ortaya çıkabilmektedir.

Kan kanseri içinde en iyi tip, müzmin lenfositer tiptir. Bu tip genellikle 50 yaşından sonra görülür, 20-25 sene devam edebilir. Bunun tipik soya çekimle (irsiyet) alakası vardır. Akut lösemiler ise genellikle 3-12 ay içinde ölümle sonlanmaktadır.

TAM OLARAK BİLİNMEYEN BİR NEDENLE AKYUVARLARIN ANİ VE DENETLENEMEZ BİÇİMDE ÜREMESİYLE ORTAYA ÇIKAN BİR GRUP HASTALIK GENEL OLARAK KAN KANSERİ (LÖSEMİ) OLARAK ADLANDIRILIR.

Lösemi terimi beyaz kan, yani akyuvarlar açısından zengin kan anlamına gelir. Kanda akyuvar sayısının artmasıyla seyreden lösemiler, kan kanserlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde kan dolaşımında olgunlaşmamış ve tipik olmayan akyuvarların sayıca çok ya da az olmasına göre “lösemik kan kanseri” ve “alösemik kan kanseri” ayırımı yapılmaktadır.

Kan kanserleri çeşitli akyuvar hücrelerinin üretildiği dokuları etkileyen bir tümör hastalığıdır. Dolaşımdaki kanı etkilediği gibi, sonuçları çevre kanında belirgin biçimde görülmeyebilir. Hastalıktan etkilenen hücreler (granülositler, lenfositler, retikülohistiyositler ve plazma hücreleri) denetimden çıkarak bağımsız hareket etmeye başlar ve kan hücrelerinin üretildiği organlara, ayrıca başka organ ve dokulara yerleşip yapısal yıkıma neden olurlar.

NEDENLERİ
Bütün tümörler gibi kan kanserlerinin de nedenleri açıklığa kavuşmamıştır. Ama araştırmalar, kan kanserine neden olan ya da hazırlayan etkenler hakkında önemli veriler sağlamıştır. Bunlara “lökomojen faktörler”, yani kan kanserini hazırlayıcı etkenler adı verilir. Bazı etkenlerin (örneğin iyonlaştırıcı ışının [radyasyon]) hastalığa neden olduğu kesinlikle bilinmekle birlikte, bazıları henüz kanıtlanmamıştır.

- IRK, YAŞ VE CİNSİYETE BAĞLI ETKENLER
Yirmi dört ülkede yapılan bir araştırmaya göre kan kanserinden ölüm oranı 100.000 de 6 dır. Ama hastalığın görülme sıklığı toplumlara göre değişir; beyazlarda, Afrika ve Uzakdoğu kökenlilere göre iki kat daha sık rastlanır. Kronik lenfositer lösemi Japonlar’da ve Çinlilerde hiç görülmezken, Yahudiler’de son derece yaygındır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte ırk, kalıtım ve çevre etkenlerininrolü tartışılmaktadır.

Hastalığın görülme sıklığı ile yaş arasındaki bağıntı çok değişkendir; Yaşamın ilk on yılında artan görülme sıklığı, 3-5 yaşlarında en yüksek orandadır. Hastalık 50 yaş sonrası yeniden sıklaşır ve 70-75 yaşlarında sıklığı ikinci kez doruğa ulaşır.

Yaş ile hastalığın değişik tipleri arasında da bir bağıntı vardır. Çocuklarda akkut lenfositer lösemiye sık rastlanırken, akut miyeloit tip ender görülür. Çocukluk döneminde hastalığın kronik biçimleri hemen hemen hiç görülmez. Orta yaşlarda akut ve kronik tipler yaklaşık olarak eşit orandadır, yaşlılarda ise kronik lenfositer lösemi ve akut miyeloit lösemi oranı belirgin biçimde artar. Ama bütün lösemi türleri içinde, kötü gidişli akut tipler, ötekilerden daha sık görülmektedir.

Ayrıca hastalık, kadınlara göre erkeklerde daha yaygındır.
Kan kanserinde kalıtsal etkenlerin önemi konusunda tartışmalı görüşler vardır.

- İYONLAŞTIRICI IŞINIM
İyonlaştırıcı ışınımın hazırlayıcı etkisi, insan ve hayvanlar üzerinde deneylerle kanıtlanmıştır. İnsanlarda ışınıma bağlı olarak gelişen kan kanseri olguları uzun süreden beri bilinir. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, ışınımın kan kanseri sıklığını önemli ölçüde artırdığı, ayrıca ışınım miktarı ile kan kanseri arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu açıkça kanıtlanmıştır. Kan kanserinin radyoloji uzmanı hekimlerde başka insanlara oranladaha sık görüldüğü de bilinen bir gerçektir.

- KAN KANSERİNİ HAZIRLAYAN BAŞKA DIŞ ETKENLER
Uzun süre benzol etkisinde çalışan kişilerdeki akut miyeloit lösemi sıklığı, benzolün hastalık nedeni olduğu yolunda en küçük bir kuşku bırakmamaktadır. Başka maddelerle ilaçların böyle bir rol oynayıp oynamadığı konusunda ise kesin bir bilgi yoktur.

Akut ve kronik olmak üzere iki tip kan kanseri vardır. Bu biçimlerde etkilenen hücrenin tipine göre miyeloit ve lenfositer olarak kendi içinde ikiye ayrılır. Hücre tipine göre yapılan bu sınıflandırmada, özellikle hastalığın akut biçimlerinde daha ender olarak öteki hücre tipleri de etkilenebilir. Böylece akut eozinofiler kan kanseri, bazofiler kan kanseri ve kloroma tabloları ortaya çıkar. Burada akut ve kronik terimlerinin hastalığın klinik tablosu ile değil, kan özellikleri ile ilgili olduğunu vurgulamak gerekir.

AKUT KAN KANSERLERİ
Akut kan kanserlerinde başlangıç belirtileri çok çeşitli olduğundan, hastalık tablosunu tanımlamak oldukça güçtür. Yine de hastalığın bulgu ve belirtilerinin çoğu, kandaki değişikliklerden ve akut kan kanserinin yayılıcı özelliğinden kaynaklanır.
Olguların yarısından çoğunda ilk belirti kanama eğilimindeki artıştır. Sık görülem ilk belirtiler arasında deri ve mukozalardaki purpuralar (morumsu kırmızı küçük kanama odakları) ile dişeti ve burun kanamaları sayılabilir. Kanama herhangi bir organda da görülebilir. Örneğin gözün ağ tabakası, dişler, beyin, beyin-omurilik zarı (meninks), böbrek ve idrar kesesi, sindirim organları ve akciğer zarında da kanamalara rastlanabilir.
Ağır bir seyir izleyen ateş, başlangıçta olguların üçte birinde görülürken, akut kan kanserlerinde her olguda gözlenir.
Tipik bir belirti de ağız ve yutakta kanamalı ve doku ölümüne bağlı (nekrotik) değişimlerdir. Dil ve dudaklar kuruyup çatlar; dişetlerinde şişme, kanama ve yer yer doku ölümü (nekroz) görülür, iç yanak mukozası ve damakta topluiğne başı büyüklüğünde kanama odakları ile içi kan dolu keseciklere rastlanır, büyüyen bademcikler kanamalı, morumsu, gri beyaz bir zarla kaplıdır. Hastalığın ileri evrelerinde her olguda görülen kansızlık, başlangıçta belli olmayabilir, ama ilerleyici niteliği ile zamanla halsizlik, baş dönmesi, kalp atışlarında hızlanma ve yorgunlukla gelen nefes darlığı yaratır.

Hastalığın başlangıcında ya da daha çok gidişi sırasında kanserli hücreler tüm dokulara yayılarak değişik ölçülerde yıkıma yol açabilirler. En çok şu sonuçlar görülür: Özellikle çocuklarda yer yer östeoliz (bölgesel kemik erimesi), osteoporoz (kemik dokusunun yoğunluğunun azalması) ya da iskelet sisteminde periost (kemik dış zarı) tepkimesi, etkilenen bölgeye göre değişik yerel felçlerle ortaya çıkan sinir sistemi belirtileri, akut ya da daha çok belirtisiz başlayan beyin-omurilik zarı tahrişine bağlı lösemi menenjiti. Akut kan kanserinin klinik belirtileri arasında son olarak dalak, lenf düğümü ve karaciğer büyümesi dikkati çeker. Dalak büyümesi genellikle ön planda değildir. Hatta olguların %40 ında hiç görülmez. Aynı biçimde karaciğer büyümesi de belirgin değildir ve olguların önemli bir bölümünde görülmeyebilir. Öte yandan lenf düğümü büyümesi çocukluk çağı akut lenfositer lösemilerinde baş, boyun yanları ve göğüs bölgelerinde çok yaygındır.

Bunlardan da anlaşılacağı gibi akut kan kanserlerinin çok çeşitli klinik belirtileri vardır. Bu belirtilerin en azından hastalığın başlangıcında tek tek ya da birkaçının bir arada görülebileceği dikkate alınırsa, akut kan kanserinin kolayca başka hastalıklarla (enfeksiyon, romatizma hastalıkları vs.) karıştırılabileceği ve yanlış tanı koyma olasılığının yüksek olduğu anlaşılır. Akut kan kanserleri çok hafif ve değişken belirtilerle ortaya çıksa da, kan tahlili yapılmasını gerektiren bir ya da daha çok belirti mutlaka bulunur. Böylece tanıya yaklaşılır ya da en azından kan kanseri kuşkusu sağlam bir temel üzerine oturtulur.

İNCELEMELER
KAN VE KEMİK İLİĞİ İNCELEMESİ

Kan kanseri tanısı ve hücre tipini belirlemek açısından kaçınılmaz olarak en önemli inceleme kan ve kemik iliği incelemesidir. Günümüzde kan kanseri sınıflandırmasında çevre kanın incelenmesi yeterli görülmemektedir. Çevre kanı normale yakın olabilir ya da belirsiz değişiklikler gösterebilir. O yüzden kemik iliği ve lenf düğümü incelemeleri de gerektirebilir. Böylece kan kanserinin hücre tipi ve hücrelerin olgunluk dereceleri belirlenebilir.
Hücre biçimine göre çeşitli akut kan kanseri tipleri ayırt edilebilir. Bu sınıflandırma klinik açıdan olanaksız görünürse de, çeşitli tiplerin hücre biçimine göre aynı tedaviye farklı yanıtlar vermesiyle doğrulanmaktadır.

Akut kan kanserlerinde en önemli bulgu kan ve kemik iliğindeki olağandışı hücrelerdir. Buna karşın akyuvarlar ya da kemik iliği hücrelerinde her zaman sayısal değişiklik görülmeyebilir.
Kanserli hücrelerde çoğunlukla auer cisimcikleri denen oluşumlar bulunur. Bu cisimciklerin görülmesi akut kan kanseri tanısını kesinleştirdiği gibi, kanserin miyeloit tipte olduğunu da belirtir.

GİDİŞİ
Kan kanserlerinde hastalığın gidişi ve sonlanması akut ve kronik biçimleri ile miyeloit ve lenfositer tipler arasında büyük değişiklik gösterir. Ama kan bulguları hastanın yaşı, hastalığın evresi ve uygulanan tedavigibi çeşitli etkenlere göre, aynı hücre tipindeki kan kanserlerinde de gidiş ve buna bağlı olarak sonlanma çeşitlilik gösterebilir. Kana ilişkin ve kan dışı etkenlerin iyi bilinmesinin yanında dikkatli bir değerlendirme, oldukça sık yapılan iki hatayı önleyebilir.

Bunlardan ilki ve belki da en sık görüleni hastalığın kan kanseri olması nedeni ile daha başından sonucun kötü olacağını kabul etmek, ikincisi ise tam tersine hiçbir iyileşme şansı bulunmayan olgularda aşırı beklentilerle hastaları ileri uzmanlık merkezlerinde uzun ve bıktırıcı araştırmalarla oyalamaktır. Ağır gidişli ve kötü sonlanan akut kan kanserlerinde, hastalığın gelişiminin önceden belirlenmesine ve gerçekçi bir değerlendirmeye yardımcı olacak bazı temel verileri incelemek gerekir.
Herşeyden önce akut lenfositer lösemi ve akut miyeloit lösemi arasında hastalığın gidişi açısından temelde büyük bir fark olduğu bilinmelidir. Akut lenfositer lösemilerde tam iyileşme yüzdesi, miyeloit lösemilere göre belirgin ölçüde yüksektir. Aynı biçimde iyileşme dönemi ve beklenen yaşam süresi de akut lenfositer lösemilerde daha uzundur.

Özellikle çocuklardaki ALL de ilaç tedavisi neredeyse %100 tam iyileşme sağlamaktadır. Geniş çaplı bir araştırmada tanıdan 5 yıl sonra bile yaşayan hastalar bildirilmiştir. Bunların % 60 ında hiçbir hastalık belirtisi görülmemiştir.

TEDAVİ
Duyarlı ve güç bir konu olan kan kanseri tedavisi, kullanıma sunulan ilaçların çoğalması ve uygulama alanındaki çeşitlilik nedeni ile daha da karmaşıklaşmıştır. Ama kronik biçimler dışında kaderci bir tutumla hastalığın kabullenildiği geçmiş dönemlere göre durum çok farklıdır. Hastalığın ilerleyişi uzun süre denetim altında tutulabilmekte ve büyük bir oranda kesin olarak yenilebilmektedir.

- FİZİKSEL TEDAVİ
1903 den beri uygulanan ve uzun süre tek tedavi yöntemi olan iyonlaştırıcı ışınım değişik biçimleri ile kan kanseri tedavisindeki en önemli fiziksel yöntemdir.

- İLAÇ TEDAVİSİ (KEMOTERAPİ)

İlaç tedavisi günümüzde kan kanseri tedavilerinin temelini oluşturur. Değişik biçimlerde etki gösteren bir çok ilaç birlikte kullanılmaktadır. Birden çok ilacın birarada kullanılması ile daha çok sayıda kanserli hücreyi yok etme eğilimi, günümüzde en yaygın tedavi anlayışıdır.

- HORMON TEDAVİSİ
Kortikosteroid grubu ilaçların kan kanseri tedavisinde önemli bir yeri vardır. Hormon kökenli bu ilaçların olumlu etkileri iki biçimde görülür. Kan kanseri hücrelerine özel biçimde etki ederek kan yapımını uyarıcı, kılcal damarlar düzeyinde de kanamayı ve zehirlenmeyi önleyici etki gösterirler.

KRONİK KAN KANSERLERİ
Değişik hücre tipli akut kan kanserlerinin tersine kronik kan kanserinde lenfositer ve miyeloid biçimler çok değişik klinik belirtilere yol açar. Miyeloid biçimde aşırı dalak büyümesi belirgindir. Lenfositer biçimde ise bütün vücuttaki derin ve yüzeysel lenf düğümlerinde aynı anda belirgin bir şişme gözlenir.

KRONİK MİYELOİD LÖSEMİ (KML)
Kronik miyeloid lösemi bir erişkin hastalığıdır en çok 30-60 yaş arasında görülür. 25 yaş altında çok enderdir ve çocuklarda kesinlikle ayrıksı bir durumdur. Ayrıca kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanan tek kan kanseri biçimidir.
Bütün kan kanserleri arasında en belirtisiz başlayan türdür. Sıradan kan tahlili ya da chek-up sırasında rastlantıyla saptanan olgularda hastalığın klinik belirtilerinin, kan tablosu değişikliklerinden 2-3 yıl sonra ortaya çıktığı belirlenmiştir.
Hastalığın en temel bulgusu belirgin ve kimi zaman aşırı boyutlara ulaşabilen dalak büyümesidir. Dalak büyümesi görülmeyen olgularda KML tanısı çok kuşkuludur.
En erken ve sık ortaya çıkan belirtiler, karın ve sindirim sistemiyle ilgili olarak dalak büyümesinin yol açtığı yakınmalardır. (sindirim güçlüğü, karında gerginlik ve dolgunluk duygusu, kimi zaman karnın sol yanında ağırlık duygusu ve ağrı). Sistemik (genel) ya da karın ve sindirim sistemine ilişkin belirtiler daha geç ortaya çıkar. Bunlarla birlikte görülen öteki belirtiler kansızlıktan kaynaklanan yakınmalar (halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi vb). Ya da metabolizmanın hızlanmasına bağlı bulgulardır. (Örneğin kilo yitimiyle birlikte genel durumun bozulması). KML de kanda üre artışı da sık görülür. Bunun sonucunda böbreklerde oluşan ürik asit taşları, ağrı nöbetlerine yol açar.

Kan tablosu
KML de kan ve kemik iliğindeki en belirgin özellik genel dolaşımda granülosit dizisinden olgunlaşmamış hücrelerin görülmesidir. Bu hücrelerde belirgin biçimde olağandışılık bulunur. Kemik iliğinde ise ilik hücreleri belirgin ölçüde artmıştır. Akyuvar sayısında da önemli bir artış vardır. Ama bu çeşitli olgularda hatta aynı olguda büyük farklılık (15.000-500.000 mm3 arasında) gösterir. Akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olmasıoldukça enderdir; akyuvar sayısındaki artış hastalığın neredeyse değişmez bir bulgusudur. Sayıları mutlak olarak artan akyuvarlar, miyelosit ve metamiyelositlerin çoğunlukta olduğu nötrofil granüloblastlar ve granülositlerden oluşur. KML de görülen bu akyuvarlar normal biçimlerini bir ölçüde yitirmiş, anormal yapıda hücrelerdir. Kemik iliğinde biçimsel anormallik gösteren granüloblastlar arasında genellikle miyelositler ağırlıktadır. Ama genel dolaşım kanın olduğu gibi kemik iliğinde de bu hücrelerin bütün oluşum evrelerinin görülmesi nedeni ile, akut kan kanserlerinin önemli bir özelliği olan “lösemihiatusu”na rastlanmaz. Granüloblast artışı bütün hastalık dönemi boyunca değişmeyen bir bulgudur. Öte yandan hastalığın başlangıcına ait tipik bir bulgu olan megakaryosit artışı, hastalık boyunca azalma göstererek ileri evrelerde normalin altına iner. Eritroblast serisindeki bozukluk ise hastalığın başlangıcında görülmeyip, ileri evrelerde ciddi boyutlara varır.
Kemik iliğindeki bu değişikliklerle birlikte dolaşım kanında da trombosit sayısında giderek azalma ve ağır kansızlık gelişir.
Hastalık tedavi edilmediğinde kronik bir gidiş gösterir: Tüm gelişim evrelerinde akyuvar sayısında artış ile ortaya çıkan alevlenme dönemlerini, kendiliğinden iyileşme dönemleri izler. Ortalama yaşam süresi üç yıldır. Ama %25 oranında 5-10 yıl yaşayan olgular da bildirilmiştir. Dalakta ilerleyici bir büyüme vardır. Kansızlık giderek ağırlaşı ve genel durum zafiyete varacak ölçüde bozulur. İleri aşamalarda kanama ve enfeksiyonlar da gelişebilir.
Olguların çoğunda son evrede “akut blastik kriz” adı verilen tablo gelişir. Çoğunlukla ani biçimde, bazen de yavaş yavaş ortaya çıkan ve önlenemeyen bu durum, akut kan kanserlerinin klinik ve kan belirtilerini andırır.

Günümüzde tedavi yöntemleri ile hastaların çoğunda normal yaşam koşulları, çalışma etkinliği ve klinik kan tablosunda iyileşme sağlanabilmektedir.
Akut kan kanserlerinde olduğu gibi KML de de gidişin önceden kestirilebilmesi için bazı özelliklerin bilinmesi gerekir. Tanı aşamasında alyuvar sayısında normal ya da en azından 3.000.000 mm3 ten yüksek, trombosit sayısı normal ve akyuvar sayısı belirgin ölçüde artmış (50.000/mm3’ten yüksek) hastalar genellikle daha uzun yaşar. Buna karşın kansızlığın hızlı gelişmesi, olgunlaşmamış hücre ve bazofil sayısının artması, dalak büyümesinin giderek ilerlemesi, lenf düğülerinin büyüyüp yüzeysel lenf bezlerinin şişmesi, ışın ve ilaç tedavisine direnç gelişmesi, kötü gidişe işaret eden bulgulardır.
KML tedavisi dalağın ışınlanması ve/ya da ilaç tedavisinden oluşur. Ayakta uygulanabilmesi ve daha ekonomik olması nedeni ile ilaç tedavisi günümüzde daha yaygındır. Kan kanserinin yarattığı sorunlardan biri de masrafların yüksekliğidir.

KRONİK LENFOSİTER LÖSEMİ (KLL)
Kronik lenfositer lösemi, öteki bütün kan kanseri tiplerinden çok farklı klinik belirtiler gösterir. Hastalık çok yavaş gidişlidir ve uzun süre hiçbir belirtisi görülmez. Hastalar genellikle başka nedenlerle yitirilir. Bu hastalığı öteki kan kanserlerinden ayıran özellik, kanserli lenfositlerin normal lenfositlerden ayırt edilememesidir. Görülme sıklığı yaşla birlikte artan KLL çocuklarda hiç görülmez ya da ayrıksı bir durumdur. 40 yaşın altında ise çok enderdir.

Klinik tablo

KLL nin başlıca klinik belirtileri, lenf düğümlerinde büyüme, dalak büyümesi, genel durumun ve kan tablosunun giderek bozulması ve enfeksiyon biçiminde komplikasyonlardır.
Derin ve/ya da yüzeysel lenf düğümleri genellikle iki yanlı olarak ve bir mandalinanın boyutunu aşmayacak ölçüde büyümüştür; hararetli ve ağrısızdır. Fistülleşme göstermez. Dalak büyümesi KML deki kadar belirgin olmasa da hemen hemen her zaman görülür.
Uzun süre iyi olan kan tablosu, hastalığın ileri evrelerinde giderek bozulur. Kanda antikor ve nötrofillerin azalması sonucunda özellikle solunum ve idrar yolları enfeksiyonları gelişir. Sık gelişen bu komplikasyonlar, hastaların ölümüne yol açan başlıca nedenlerdendir

Kan tablosu
KLL de kan ve kemik iliğinin başlıca özellikleri, kanda lenfosit ağırlıklı bir akyuvar artışı ve kemik iliğinde az çok belirgin lenfositler artışıdır.
Genellikle 100.000/mm3 i aşmayan bir akyuvar artışı ön plandadır. Ama akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olduğu olgular da bilinmektedir.
Yine de lenfosit sayısının artarak dolaşımdaki akyuvarların %90-99 unu oluşturması tipik bir bulgudur. Bu duruma akyuvar sayısı normal ve sağlıklı görünen kişilerde rastlanması son derece anlamlıdır. Lenfositlerin büyük çoğunluğu olgunlaşmamıştır ve biçim bakımından normal lenfositlerden çok farklı değillerdir.
KLL de lenfositler görünüşte normal biçimde olmalarına karşın, işlevsel açıdan normal lenfositlerden farklıdır.
Kemik iliğinde lenfosit egemenliği belirgin denebilecek ölçüdedir. Hastalık ilerledikçe lenfositler giderek çoğalır ve normal kemik iliği dokusuna tümüyle yerleşerek buradaki sağlam dokunun azalmasına neden olur. Bununla birlikte kansızlık ile genel dolaşımda granülosit ve trombosit azalması görülür.

Alevlenme ve gerileme dönemleri ile kronik bir gidiş gösteren KLL, olguların çoğunda çok yavaş ilerler. Hastalığın tanı öncesinde bazen hiç belirti vermeden uzun zaman varlığını sürdürmesi ve 10-20 ya da 25 yıl yaşayan hastalar bilinmesi, KLL nin sanıldığından daha yavaş geliştiğini düşündürmektedir. Yine de hastalığın çok değişik bir gidiş gösterdiği unutulmamalıdır. Sık rastlanan ve orta şiddette seyreden hastalık biçiminin yanı sıra iyi ve kötü huylu KLL de bilinmektedir.
Genellikle ileri yaşlarda rastlanan iyi huylu KLL, yıllarca belirtisiz seyredebilir; lenf düğümünde hafif büyüme, her zaman gözlenmeyen dalak büyümesi, genel durumun iyiliği ve lenfosit egemenliğinde akyuvar artışı dışında normal görünen kan tablosu, hastalığın iyi huylu biçimine özgü bulgulardır. Kötü huylu biçimlerde ise dalak ve lenf düğümlerinde hızlı büyüme, ilk evreden başlayarak yüksek ateş, genel durumda hızlı bir bozulma, erken dönemde kansızlık ve trombosit sayısında azalma görülür. Ama bu hızlı gelişim kötü huylu hastalığın kendisinden çok, hastalığa geç tanı konmuş olması ile de açıklanabilir
KLL tedavisi de dalağa ışınım verme ve ilaç tedavisinden oluşur. Ayakta uygulanabilen ilaç tedavisine günümüzde daha çok başvurulmaktadır.

 Çocuk gelişim basamakları:

Bir düşünürün dediği gibi: "..çocuklar doğduklarında kile benzer, ne şekil verirsek onu alırlar..." Çocuklarımız bizim geleceğimizdir, onlara ne verirsek onu alırız. 0 - 3 Ay MOTOR GELİŞİMİ Yeni doğan bebek karnından tutularak havada tutulduğunda başı öne düşer, Beşikten kaldırıldığında baş desteklenmezse gevşek kalır ve düşer, Yüzükoyun bırakıldığında başını sağa ya da sola çevirebilir, Kol ve bacaklarında ani hareketler ve duruş değişiklikleri gösterir, Oturur konuma geçirilmeye çalışıldığında başı belirgin bir biçimde geride kalır, Avuçlarında ve elinin tamamında yakalama refleksleri görülür, 1.ayında çenesini yerden ve yataktan kaldırabilir, 2.ayında yakınındaki nesnelere uzanır, Kollarını simetrik olarak sallayabilir, Başı çok az geride kalır ya da hiç kalmaz, Yüzükoyun konumda önkollarından destek alarak başını ve üst göğsünü iyice yukarı kaldırabilir, ALGISAL GELİŞİMİ Yeni doğan bebek görme alanı içindeki parlak cisimleri fark edebilir, Yeni doğan bebek anne sesini diğer seslerden ayırt edebilir, Yeni doğan bebek sese tepki verir ve başını sesin geldiği yöne çevirebilir, Yeni doğan bebek dört basit tadı(tatlı, ekşi, acı, tuzlu) algılayabilir, 1-2 haftalık bebek annesinin ten kokusunu diğer kokulardan ayırabilir, 3.haftadan itibaren meme emerken annesinin yüzünü incelemeye başlar, 2.ayında annesinin yüzünü diğer yüzlerden ayırabilir, Yavaş hareket eden bir nesneyi takip eder, 2.ayın sonunda sadece annesinin memesini emer, 3.ayında objenin nerede olduğu ile değil ne olduğu ile ilgilenir, Çevresine bakabilmek için başını amaçlı olarak çevirir, Yüzü önünde kendi elleri ve parmaklarıyla oynar, Kendisiyle konuşulduğunda bazen de yalnızken zevkle kendi kendine sesler çıkarır, Sesin kaynağını aramak için başını sağa sola hareket ettirebilir, DİL GELİŞİMİ Yeni doğan bebek ağlarken, kısa ve derin soluklar alırken konuşmanın temelini oluşturur, Ağlama sırasında seslerin çıkarılması için gerekli çene ve dil hareketlerini tekrarlayarak ses ve solunum düzenleme becerisi kazanır, 2.ayın sonundan itibaren daha az ağlamaya başlar, Rahat ve hoşnut durumlarında kumru gibi sesler çıkarır, SOSYAL GELİŞİMİ Yeni doğan bebeğin yüz ifadesi belirsiz ve anlamsızdır, 5-6 haftalıkken sosyal gülümseme ve tepki biçimindeki sesli ifadeleri gelişir, 3. aya doğru tanıdık durumlara tepki vermeye başlar. Yemek, banyo, vb. gibi faaliyetlere ilişkin hazırlıkları fark eder ve tepki verir, 3 - 6 Ay MOTOR GELİŞİM Sırtüstü konumdayken ayaklarına bakmak için başını kaldırabilir, Destekle oturur ve çevresine bakmak için başını bir yandan öbür yana çevirebilir, Bacaklarını birbiri ardına hareket ettirerek güçlü tekmeler atabilir, Yüzükoyun durumda sırtüstü konuma; sırtüstü konumdan yüzükoyun duruma geçebilir, Sert bir zeminde ayakta tutulduğunda ağırlığını ayaklarına verip etkin bir biçimde aşağı-yukarı zıplar, ALGISAL GELİŞİM Gözler birlikte hareket eder, 15-30 cm yakınlığındaki nesnelere dikkatle bakar ve aynı anda onları tutabilmek için ellerini uzatır, 3m uzaklıktaki topların yuvarlanışını izler, Oyuncağını bir elinden diğerine geçirebilir, Avuçlarıyla kavrarken bütün elini kullanır, Anlamlı bir ilgi ve dikkatle yetişkinin odada yaptıklarını izler Hangi sesin kime ait olduğunu bulabilir, DİL GELİŞİMİ Şarkımsı ya da tek ve iki heceli ifadelerle hoş ve uyumlu sesler çıkarır, Kendi kendine neşe çığlıkları atar, 'Ba da', 'ba ga' gibi iki sesli sözcükleri ayırt eder, SOSYAL GELİŞİM Bu dönemde eline aldığı her şeyi ağzına götürür, Kendisine çıngırak verildiğinde hemen elini uzatır ve ses çıkarması için anlamlı bir biçimde sallamaya başlar, Yabancılara yakın davranır ama zaman zaman özellikle annesi yanında olmadığında hafif bir utangaçlık ve endişe gösterebilir, 6 - 9 Ay MOTOR GELİŞİMİ Desteksiz olarak 10-15 dakika oturabilir, Dengesini yitirmeden yerde duran oyuncağını almak için öne doğru eğilebilir, Yerde yuvarlanarak bedenini bir yandan diğer yana döndürerek ya da kıvrıla kıvrıla ilerler, Emeklemeye çalışır, Desteği tutarak ayağa kalkabilir ancak tekrar yere oturamaz, geriye doğru düşüp yere çarpar, ALGISAL GELİŞİM İnsanlara, nesnelere ve çevresinde olup bitenlere görsel açıdan büyük ilgi duyar, İşaret parmağını kullanarak daha uzaktaki nesneleri gösterebilir,, Oyuncağını durduğu yerden alır ama kendi istemiyle yere koyamaz, Bir bölümü gizlenmiş oyuncağını bulabilr, DİL GELİŞİMİ İlgi çekmek için bağırır, 'Hayır' ve 'güle güle' sözlerini anlar, Oyunumsu sesler çıkararak yetişkinleri taklit edebilir, Tek heceli sözcükleri sıkça kullanır, Müzik oyunları oynayabilir; basit hayvan seslerini taklit eder. Örn. 'möö', 'miyav', 'havv' gibi, 'Baba', 'dede' gibi heceleri birleştirebilir, SOSYAL GELİŞİMİ Yabancılarla tanıdık kişiler arasında belirgin bir biçimde ayrım yapar, Kızdığında ya da herhangi bir şeye karşı koyduğunda bu durumdan hoşnutsuzluğunu belirten sesler çıkartır, Çıngırağını sallayarak veya masaya vurarak zil çalma eylemini taklit eder, BİLİŞSEL GELİŞİMİ Nesnenin sürekliliğini anlar, Saklanmış olan nesneleri aramaya başlar, İlk kez tümüyle zekalı davranışlar gösterir, Amaçlı eyleme geçer; engeli kaldırmak ya da yolunu değiştirmek gibi, 9 - 12 Ay MOTOR GELİŞİMİ Yerde uzun süreli oturabilir, Yatar konumdan oturur pozisyona geçebilir, Emekler ya da kalçası üzerinde kendini sürükleyerek ilerler, Koltuk gibi bir desteğe tutunarak ayağa kalkıp tekrar oturabilir, Emekleyerek merdivenlerden yukarı çıkabilir, Tek başına desteksiz yürüyebilir, ALGISAL GELİŞİMİ Oyuncaklarını bilerek düşürür ve yere düşüşlerini izler, Çevresinde ilgisini çeken şeyleri işaret parmağıyla gösterir ve ister, 6m'den veya daha uzaktan kendisine doğru gelen tanıdığı kişileri ayırt edebilir, Her iki elini serbestçe kullanabilir, Üç parmak kavrayışıyla her iki elinde küpler tutabilir, Kendi ismini bilir ve seslenildiğinde doğru yöne döner, Günlük konuşmalarda kullanılan çeşitli sözcükleri anladığını belli eder, Kendisinden istenilen bazı nesneleri yetişkine verebilir. Örn. top,ayakkabı,kaşık vb. DİL GELİŞİMİ Seslerin sayı ve çeşitlerinde gelişme görülür, Gerçek sözcüklerin yerine semboller geliştirerek onları kullanır. Örn. su için du , araba için düt, tren için çuf çuf gibi, SOSYAL GELİŞİMİ Kendi kaşığını tutabilir ama henüz kullanamaz, Giyinirken kolunu ve bacağını uzatarak giydirene yardımcı olur, Kendisine gösterildiğinde küplerini kutunun içine koyup çıkarabilir, Tanıdığı yetişkinin kendisini görebileceği ve duyabileceği bir yerde bulunmaktan hoşlanır, Tanıdıklarına sevgi göstererek yaklaşır, 'Güle güle' anlamında el sallayabilir BİLİŞSEL GELİŞİMİ Yeni araçlar keşfeder, Kendi kendine yemek yeme denemelerine girişir, Tekrarlanan hareketlerde değişiklikler yapmaya başlar, Deneme yanılma yollarını basit olarak kullanabilir,

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN!
 
 

Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni "tuhaf" ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum. Ve Nil Gün�ü böyle şahane bir kitap yazdığı için tebrik ediyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi...

Bu düşünce kalıplarından biri de "hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin" ya da "istemesini bil, olsun" şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır. "Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki..."

Bu sözleri, "iste-olsun" prensibini formüle eden, nasıl işlediğini anlatan pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Nil Gün imzalı "Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası" adlı kitaptan aldım. Çünkü hayatınızda başınıza gelen "küçük sürprizler" ya da "tesadüfler"in artmasını istiyorum!

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...

Bu kitap, bu kavramların ne anlama geldiğini ve Çekim Yasası�nı bilinçli olarak nasıl kullanacağınızı gösteriyor.

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu"...

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Hayatınızı değiştirmek elinizde

Nil Gün, kitabında önemli bir gerçeği vurguluyor: Dünyada henüz çok az sayıda insan, Çekim Yasası�nın gücüne uyanmış ve bu gücü bilinçli kullanmayı seçiyor. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz. Onlara "şanslı" diyoruz.

Spiritüel öğretilere burun kıvırıyor çoğumuz. Gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek onlara uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendin olduğunun idrakına varmaktır.

"Artık uyananların sayısı artıyor" diyor Nil Gün. Hayatı gerçek anlamda doyumlu yaşayan, istediği her şeyi kolaylıkla elde ediyor görünen çok az sayıda "şanslı" insanla, "sorumluluklarını" yerine getirmek adına nefret ettikleri işte çalışan, istemedikleri hayatı yaşayan ve bir gün mutlu olmayı umut eden çoğunluk arasındaki fark nedir?

Fark, bu insanların amaçlarını ve ne istediklerini, neden amaçlarını gerçekleştirmek zorunda olduklarını bilmesinde ve hayallerini gerçek kılana kadar durmak bilmemelerinde yatıyor. Onların "sorumluluk" tanımı çoğunluktan farklı. Onlar özsorumluluğu ve şimdi de yaşamayı biliyor...

Çekim Yasası düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgili. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade ediyor. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar varsa bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekiyoruz.

Unutmayın...

Düşüncelerimizden sorumluyuz

Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir

İnançlar bağlandığımız düşüncelerdir

Dünkü düşüncelerimizle bugünümüzü inşa ettik

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir

Nil Gün, çok doğru bir tespitte de bulunuyor: "Zihin Bilimi, okullarda bize öğretilmiyor. Yaşam Okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisi. Bu eğitimin, yarının toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra Yaşam Sanatı öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir."

Peki Çekim Yasası�nı nasıl kullanacağız? "Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir" diyor Nil Gün:

Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)

Şükran yasası

Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek açıklamak pek mümkün değil. Çünkü hepsinin açıklaması etraflıca kitapta yer alıyor. Benim amacım, başta da söylediğim gibi, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak. Bunun için yapmanız gerekenler yine kitapta: İstediğiniz şeyleri tespit edin, vibrasyonunuzu yükseltin (olumlu düşünceyle), izin verin, aksiyona geçin.

NLP "PASİF - AGRESİF RUH HALİ"NE NEDEN OLUYOR

 
 
 
Bazı insanlar kendi kendilerini kandırmanın ustasıdırlar. Kişilikleri kayar sanki...

Kendilerine bir rol biçerler ve bu role inanırlar. Kişiliklerini kabul edilebilir ve edilemez diye ikiye ayırırlar. Kabul edilemez saydıkları parçayı yok sayarlar. Pasif - agresifler de bu özellik çok belirgindir.

Bütün insanlar biyolojik olarak cinsel ve saldırganlık dürtüleri ile donanmışlardır. Hepimizin utanç verici ve uygunsuz arzuları vardır. Uygunsuz dürtülere dur demeyi ve onu denetlemeyi öğrenmek kişilik gelişiminde çok önemlidir. Pasif - agresifler saldırganlık dürtülerini yanlış kullanmaktadırlar.

Kendilerini kırgın, ihanete uğramış, yanlış anlaşılmış ve suçlu hissettikleri zaman çeşitli kisveler altında saldırılar yaparlar. Yardımseverlik, iyilik severlik kisvesi altında hedef seçtiği kişiyi öfkelendirir, çıldırtabilirler. Gülerken ısıran kişilerdir bunlar.

Bir toplantıda patronuna söyleyemediği bir sorunu veya patronunun bir kusurunu, arkadaşlarına iyilik yapıyor kisvesi altında söyleyip ego doyumu sağlamaya çalışır. İlginçtir bu eylemi yaparken bu kişiler samimidirler, bilerek yapmazlar. Çünkü kişiliklerinin bu yönünü kabul etmezler. Eğer farkındalık sağlanırsa kişilik gelişimi oluşur.

Psikiyatri tanı ölçeklerinde aşağıdaki özellikler Pasif - agresif kişilik tutumunu tanımlar.

1- Sürüncemede bırakır, yapılması gereken şeyi geciktirir veya zamanında yetiştirmez.
2- Yapmak istemediği bir şeyi yapması istendiğinde kızar, surat asar veya tartışmaya girer.
3- Kasten yavaş çalışıyor veya kötü yapıyor gibi görünür.
4- Haksız yere karşı çıkar, sıklıkla itiraz eder.
5- "Unuttuğunu" öne sürerek yükümlülüklerden kaçınır.
6- Eksiklik ve yetersizlik duygusunu sıklıkla taşır.
7- Kolayca küser.
8- İnatçı olarak bilinir.
9- Başkalarından gelen faydalı tavsiyelere içlenir, bozulur.
10- Kolayca gücenir, gönül koyar.
11- Grup faaliyetlerinde kendisine düşeni yapmayarak başkalarının çabalarını boşa çıkarırlar.
12- Yetkili durumundaki kişileri anlamsız yerde eleştirirler.
13- Kendisinden üstün hissettiği kişileri küçümser, kusurlarını ararlar.
14- Vermeyi, yardım etmeyi severler.
15- Onaylama ve övgü açlığı içerisindedirler.
16- Kendilerinin başkaları için çok şey yaptığını fakat başkaların aynı iyiliği yapmadığını hep düşünürler, çoğu zaman belgelerle gösterirler.
17- Karşı tarafı öfkelendirir sonrada onu suçlar "öfkeni kontrol etmen gerekir" derler.
18- Her şeye öncelikle "hayır" deme eğilimindedir.
19- Olmamış ve söylenmemiş şeyler için gerilim çıkarmayı sıklıkla yapar.
20- Yakın çevresi yorucu ve zor kişi olduğunu söyler.
21- Yanlışlarının yanlış anlaşılmaktan ibaret olduğunu sanarlar.

Yukarıdaki özelliklerden 6 tanesine evet diyorsanız değişmeye çalışmalısınız. 11 özellik evet ise vay sizinle yaşayanların haline. Mutlaka sizin gibi olmayan bir profesyonelden yardım alınız.

NLP PASİF-AGRESİF ÖZELLİKLERİ ARTIRIYOR MU?

Popüler psikolojide insan aklının tetiklenmesi ve iç dünyasında motivasyonu artması için "insanın kendini beğenmesi" teşvik edildi. İnsanın kendisine ham iyi duyguların bilinçsizce verilmesinin bir çok sakıncalarını görmeye başladık. Pozitif düşünce bilinçli bir çerçeve içinde verilmediğinde veya kişiliği hazır olmayan bir insana verildiğinde mantık hataları yapılmaya başlandı.

Daha iyi iş için iş yerinden ayrılan, eşinden boşanan, manik bozukluk hastalığı tablosu ile psikiyatri kliniklerine başvuran olgulara sıklıkla rastlamaya başladık.

İnsana özgüven aşılayıp onu tetiklemekte kullanılan yöntem "olumluyu kabul edip olumsuzu atmak". Bu teorik olarak çok mantıklı ama pratikte gerçekçi değil. Çünkü insan ruhu bir biri ile çelişen ve çatışan dürtü ve düşüncelerin bir karmaşasıdır. İnsan her zaman kendini iyi hissedemeyeceği gibi her zamanda kötü hissedemeyecektir.

Kendisini kötü hissettiren her dürtü ve olayı duygusal taciz olarak düşünüp onu reddetmek ve yok saymak yıkıcı bir güç haline dönüşüyor. Ortaya burnu büyük, içindeki olumsuzlukları çevreye veya geçmişindeki insanlara yansıtan pasif - agresifler çıkıyor. İnsanları iş hayatında veya özel yaşamında iyi ve başarılı yapmak için "kendini beğenmiş pasif - agresifler" ortaya çıkarılmamalıdır.
Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Bilgi Bankası,bilişsel gelişim, çocuğun çevresindeki bilgileri ,Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Gelisim kisisel,Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer , Kişisel Gelişim Dünyası ,Beyin Gücü,Kariyer Rehberi,Yabancı Dil Bilgisi,Ataleti Yenmek,Kişisel İmaj,Geliştirilen Kitaplar,Başarılı Öğrenci Güçlü Hafıza,Motive Olmak,İnsan İlişkileri,Özgüven Geliştirme,Motivasyon Mesajı,Kişisel Gelişim ingilizce öğrenen insanların yaşadığı en büyük sorunlardan birisi de hiç farkedilmese de Türkçe dilbilgisi eksikliğidir. Ana dilini iyi tanımayan, kelime, cümle yapılarını bilmeyen bir kişinin yabancı bir dili öğrenebilmesi kıyas yapamıyacağı için zordur, Sitemizde ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem,gereklidir