ÇOCUKLARDA GELİŞİM BRONŞİT
Bronşit ciğerlerin bronşlarını, bronşiolit ise; bronşiyolleri tutuyor. Bronşiolit, akciğerlerin küçük hava yollarında tıkanıklığa neden olabilen iltihabi bir durum. Genellikle bir aydan büyük ve iki yaştan küçük çocuklarda, en sık olarak da altı aylık bebeklerde rastlanır. Akut bronşit ise, akciğerdeki büyük hava yollarının iltihabi durumudur. Biraz daha büyük çocuklarda gribal bir üst solunum yolu enfeksiyonunu izleyerek gelişir. Bronşiolitlerde ailede geçirilmiş gribal bir enfeksiyon hikayesi (yüzde 90) olabilir. Hafif üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri (hapşırma, burun akıntısı, öksürük), 38 derece civarında ateş, iştah kaybı, solunum zorluğu belirtileri (aralıklı sesli öksürük, nefes almada zorluk, hassasiyet), beslenme güçlüğü görülebilir. Akut bronşit ise çoğu kez, nezleden üç-dört gün sonra kuru, kısa süreli, balgamsız ve giderek artan, bazen de nöbetler şeklinde olabilen öksürükle başlar. Göğüs ağrısı ve 38 dereceyi aşmayan bir ateş olabilir. Bronşiolit, kış ve ilkbaharın ilk aylarında, bazen salgınlar şeklinde görülebilir. Hastaların yüzde 90'ının ailesinde gribal bir enfeksiyon hikâyesi mevcuttur. Hastaların yüzde 50'sinde etken RSV yani Respiratuar Sinsityal Virüs'tür. Bunun yanı sıra; soğuk, nem, ani ısı değişiklikleri ve özellikle sisli, kirli hava, ev tozları, çiçek tozları ve çeşitli polenler hazırlayıcı etkenler arasındadır. İki aylıktan küçük çocuklar; morarma, solunum durması bulguları, solunum sayısının dakikada 60'ın üzerinde olması, kanda oksijen değerlerinin düşmesi, karbondioksit değerlerinin yükselmesi durumunda hastaneye yatırılır. Amaç; oksijen alımını sağlamak için nemli oksijen tedavisi, balgamı yumuşatıp öksürük ile atılımı kolaylaştırmak için nebulazatör ile bronş genişletici ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar ve sıvı kaybı oluşmuşsa sıvı tedavisidir. Normalde antibiyotik tedavisi gerekmez. Ancak akciğer filminde iltihabi alanlar mevcutsa ve ateş yükselmiş, kanda iltihabı hücreler artmışsa, antibiyotikler kullanılabilir. Ağır vakalarda bronşlardaki ödemi azaltıcı etkisinden dolayı steroidler kullanılabilir
Halk arasında
kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması
sonucu meydana gelir. Kan yapıcı dokuları etkileyen ve kandaki
akyuvarların aşırı derecede artmasına neden olan kötü huylu hastalık.
Akut lösemilerin ilk belirtileri kansızlık, ateş, kanama ve lenf
düğümlerinde şişmedir. Hastaların çoğunda tam iyileşme sağlanarak,
kandaki kötü huylu, hücrelerin tümü yok edilebilir; vakaların yarıdan
çoğunda hastalık beş yıl boyunca yeniden ortaya çıkmaz. Buna karşın
öbür lösemi türlerinde tedavi genellikle olumlu sonuç vermez. Kronik
lenfositik lösemi öncelikle yaşlılarda görülür ve kimi zaman yıllarca
belirti vermez.
Son yıllarda uygulanan kemik iliği nakilleri başarılı sonuçlar vermekte ve hastalar iyileşmektedirler.
1. S: Lösemi nedir?
C: Lösemi halk arasında kan kanseri diye bilinen hastalıktır. Bu hastalıkta çoğunlukla kemik iliğinden
kaynaklanan ve bir tek hücrenin kanserleşmesi, daha sonra bu hücrenin bölünerek çoğalıp, önce kemik iliğini,
daha sonra tüm organları istila etmesi durumu söz konusudur. Eğer tedavi edilmezse olay kısa sürede hastanın
kaybı ile sonuçlanır.
2. S: Çocuklukta Lösemi görülür mü?
C: Çocuklarda en sık görülen kanser türü Lösemidir. Beyaz ırkta
çocukluk çağında Löseminin sıklığı 100.000 canlı doğumda yaklaşık 5
kadardır.
3. S: Lösemi çocuklarda en sık hangi yaşlarda ortaya çıkar?
C: Lösemi en sık 2 – 5 yaşları arasında görülür. Bu dönem çocuklarda Lenf dokusunun en aktif olduğu dönemdir.
4. S: Çocuklarda Lösemiye neden olan faktörler nelerdir?
C: Herşeyden önce tüm kanserler gibi Löseminin de genetik bir hastalık
olduğunu, yani vücudumuzdaki kanser önleyici veya kanser yapıcı
genlerdeki bazı bozukluklar sonucu ortaya çıktığını bilmek gerekir. Bu
bozulmayı kolaylaştıran bazı faktörler vardır. Bunlar arasında iyonizan
radyasyon, bazı virüsler, bazı kimyasal maddeler ve bazı genetik
hastalıklar sayılabilir.
5. S: Löseminin belirtileri nelerdir? Bir ebeveyn hangi durumlarda Lösemiden şüphelenmelidir?
C: Löseminin klinik belirtileri birçok hastalık ile karışır. Halsizlik,
iştahsızlık, solukluk, düşmeyen ateş, deride morluklar veya küçük
kırmızı kanama odakları, burun ve diş etlerinden kanama, karında
şişlik, lenf bezlerinde büyüme, kol ve bacak ağrıları bunlar arasında
sayılabilir. Bunlardan birinin veya birkaçının olması durumunda bir
çocuk kan ve kanser hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
6. S: Lösemi ölümcül bir hastalık mıdır? Bu hastalıkta sağ kalma oranı nedir?
C: Lösemi çocukluk çağında görülen kanserler arasında tedavi şansı en
yüksek olanlardan biridir. Günümüzün modern tedavi protokolleri ile
akut Löseminin genel anlamda tedavi şansı %70 – 75 dir. Bazı Lösemi
tiplerinde bu oran %90 ın üzerine çıkmaktadır.
7. S: Lösemi tedavisi için yurtdışına gitmek gerekir mi, yoksa tedavi olanakları ülkemizde de mevcut mudur?
C: Ülkemizde Löseminin her türlü tedavisi en modern şartlarda ve yurt
dışından çok daha ucuza yapılabilmektedir. Bunun için yurt dışına
gitmek gereksizdir.
8. S: Lösemi oluşmasında yiyeceklerin bir rolü var mıdır?
C: Lösemi ile yiyecekler ve yiyecekler içindeki koruyucu maddeler arasında bugüne kadar herhangi bir ilişki gösterilememiştir.
9. S: Lösemi oluşmasında ebeveynin ihmali söz konusu mudur?
C: Hamilelik sırasında sigara içmek veya uyuşturucu kullanmak ile veya
hamileliğin ilk 3 ayında röntgen çektirmek ile Lösemi oluşumu arasında
ilgiye işaret eden bilgiler vardır. Bu tür davranışlardan
kaçınılmalıdır.
10. S: Lösemi tedavisi her hastanede yapılabilir mi?
C: Hayır, Lösemi tam donanımlı ve Çocuk Kan ve Kanser Hastalıkları
bölümü bulunan bir hastanede tedavi edilmelidir. Bu hastalığın tedavisi
ancak bu konudaki uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.
Kanda, kan yapıcı dokularda ve diğer organlarda anormal kan
hücrelerinin kontrolsuz olarak çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık.
Tıp dilinde lösemi veya lökoz olarak geçer.
Sebebi tam olarak bilinmemekle beraber çeşitli kimyevi ajanların,
radyasyonun, virüs adı verilen mikropların hastalığın meydana gelişinde
rol oynadığı ve bazı genetik hastalıkların da, hastalığa yatkınlık
teşkil ettiği düşünülmektedir.
İlerleyici bir seyir gösteren hastalığın belirtileri, anormal (habis)
hücrelerin, kan yapıcı organlarda normal hücrelerin yapımını
engellemesi sonucunda ortaya çıkar. Normal alyuvarların yapımındaki
azalma ile kansızlık (anemi); normal akyuvarların yapımındaki azalma
neticesinde mikrobik hastalıklar ve ateş; kan pıhtılaşmasında rol alan
kan pulcuklarının (trombositler) yapımındaki azalma ile çeşitli
kanamalar (burun kanaması, cilt altı kanaması gibi) meydana gelir.
Ayrıca, hastalığın diğer bazı bulguları da habis hücrelerin bazı
organları işgal etmesine ve çeşitli kimyevi maddeler salgılamasına
bağlanır. Bütün bu hızlı hücre yapım ve yıkımı kilo kaybı ve terlemeye
de yol açar. Hastalarda dalak ve bezelerin de genellikle büyümüş olduğu
tesbit edilir.
Kan kanserinin hücre tipine göre (myeloit, lenfoit gibi) ve hastalığın
süresine göre (müzmin ve had) çeşitleri vardır. Bazı tipler daha hızlı
ve kötü bir gidiş gösterir. Çocukluk çağında lösemi tipleri diğer
kanser tiplerine göre daha sık görülmektedir.
Hastalığın tedavisinde, son yıllarda oldukça önemli adımlar atılmışsa
da sebepler bilinemediği için sebebe yönelik tedavi yapılamamaktadır.
Günümüzde tatbik edilen tedavilerin temel amacı, habis hücreleri
ortadan kaldırmaktır. Tedavi şemaları hastalığın tiplerine ve
safhalarına göre değişiklik gösterir. Radyasyon (şua) tedavisi; çeşitli
kanser ilaçlarının tatbiki; bağışıklama (veya bağışıklık sistemini
güçlendirme) tedavisi (immünoterapi), kemik iliği nakli başlıca tedavi
şekilleridir. Kemik iliği nakli, kriz (atak) atlatıldığı zamanda
kişinin kendi hücrelerinin (ototransplantasyon) veya uygun bir
vericinin hücrelerinin (allotransplantasyon) verilmesi ile
olabilmektedir. Bu tedavi şekillerine ek olarak birçok yeni metod
deneme safhasında olup, müsbet neticeler vermektedir. Hastaların
kaybedilmelerinin en önemli sebepleri, aşırı zayıflık, mikrobik
hastalıklar, kanama ve işgale bağlı organ yetmezlikleridir.
Tatbik edilen tedavilerle hastalık krizi (atağı) atlatılabilmektedir.
Ancak bazan kısa bazan da yıllarca süren aralardan sonra hastalık
yeniden ortaya çıkabilmektedir.
Kan kanseri içinde en iyi tip, müzmin lenfositer tiptir. Bu tip
genellikle 50 yaşından sonra görülür, 20-25 sene devam edebilir. Bunun
tipik soya çekimle (irsiyet) alakası vardır. Akut lösemiler ise
genellikle 3-12 ay içinde ölümle sonlanmaktadır.
TAM OLARAK BİLİNMEYEN BİR NEDENLE AKYUVARLARIN ANİ VE DENETLENEMEZ
BİÇİMDE ÜREMESİYLE ORTAYA ÇIKAN BİR GRUP HASTALIK GENEL OLARAK KAN
KANSERİ (LÖSEMİ) OLARAK ADLANDIRILIR.
Lösemi terimi beyaz kan, yani akyuvarlar açısından zengin kan anlamına
gelir. Kanda akyuvar sayısının artmasıyla seyreden lösemiler, kan
kanserlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde kan
dolaşımında olgunlaşmamış ve tipik olmayan akyuvarların sayıca çok ya
da az olmasına göre “lösemik kan kanseri” ve “alösemik kan kanseri”
ayırımı yapılmaktadır.
Kan kanserleri çeşitli akyuvar hücrelerinin üretildiği dokuları
etkileyen bir tümör hastalığıdır. Dolaşımdaki kanı etkilediği gibi,
sonuçları çevre kanında belirgin biçimde görülmeyebilir. Hastalıktan
etkilenen hücreler (granülositler, lenfositler, retikülohistiyositler
ve plazma hücreleri) denetimden çıkarak bağımsız hareket etmeye başlar
ve kan hücrelerinin üretildiği organlara, ayrıca başka organ ve
dokulara yerleşip yapısal yıkıma neden olurlar.
NEDENLERİ
Bütün tümörler gibi kan kanserlerinin de nedenleri açıklığa
kavuşmamıştır. Ama araştırmalar, kan kanserine neden olan ya da
hazırlayan etkenler hakkında önemli veriler sağlamıştır. Bunlara
“lökomojen faktörler”, yani kan kanserini hazırlayıcı etkenler adı
verilir. Bazı etkenlerin (örneğin iyonlaştırıcı ışının [radyasyon])
hastalığa neden olduğu kesinlikle bilinmekle birlikte, bazıları henüz
kanıtlanmamıştır.
- IRK, YAŞ VE CİNSİYETE BAĞLI ETKENLER
Yirmi dört ülkede yapılan bir araştırmaya göre kan kanserinden ölüm
oranı 100.000 de 6 dır. Ama hastalığın görülme sıklığı toplumlara göre
değişir; beyazlarda, Afrika ve Uzakdoğu kökenlilere göre iki kat daha
sık rastlanır. Kronik lenfositer lösemi Japonlar’da ve Çinlilerde hiç
görülmezken, Yahudiler’de son derece yaygındır. Bunun nedeni tam olarak
bilinmemekle birlikte ırk, kalıtım ve çevre etkenlerininrolü
tartışılmaktadır.
Hastalığın görülme sıklığı ile yaş arasındaki bağıntı çok değişkendir;
Yaşamın ilk on yılında artan görülme sıklığı, 3-5 yaşlarında en yüksek
orandadır. Hastalık 50 yaş sonrası yeniden sıklaşır ve 70-75 yaşlarında
sıklığı ikinci kez doruğa ulaşır.
Yaş ile hastalığın değişik tipleri arasında da bir bağıntı vardır.
Çocuklarda akkut lenfositer lösemiye sık rastlanırken, akut miyeloit
tip ender görülür. Çocukluk döneminde hastalığın kronik biçimleri hemen
hemen hiç görülmez. Orta yaşlarda akut ve kronik tipler yaklaşık olarak
eşit orandadır, yaşlılarda ise kronik lenfositer lösemi ve akut
miyeloit lösemi oranı belirgin biçimde artar. Ama bütün lösemi türleri
içinde, kötü gidişli akut tipler, ötekilerden daha sık görülmektedir.
Ayrıca hastalık, kadınlara göre erkeklerde daha yaygındır.
Kan kanserinde kalıtsal etkenlerin önemi konusunda tartışmalı görüşler vardır.
- İYONLAŞTIRICI IŞINIM
İyonlaştırıcı ışınımın hazırlayıcı etkisi, insan ve hayvanlar üzerinde
deneylerle kanıtlanmıştır. İnsanlarda ışınıma bağlı olarak gelişen kan
kanseri olguları uzun süreden beri bilinir. Hiroşima ve Nagazaki’ye
atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanlar üzerinde yapılan
araştırmalarda, ışınımın kan kanseri sıklığını önemli ölçüde artırdığı,
ayrıca ışınım miktarı ile kan kanseri arasında doğru orantılı bir
ilişki olduğu açıkça kanıtlanmıştır. Kan kanserinin radyoloji uzmanı
hekimlerde başka insanlara oranladaha sık görüldüğü de bilinen bir
gerçektir.
- KAN KANSERİNİ HAZIRLAYAN BAŞKA DIŞ ETKENLER
Uzun süre benzol etkisinde çalışan kişilerdeki akut miyeloit lösemi
sıklığı, benzolün hastalık nedeni olduğu yolunda en küçük bir kuşku
bırakmamaktadır. Başka maddelerle ilaçların böyle bir rol oynayıp
oynamadığı konusunda ise kesin bir bilgi yoktur.
Akut ve kronik olmak üzere iki tip kan kanseri vardır. Bu biçimlerde
etkilenen hücrenin tipine göre miyeloit ve lenfositer olarak kendi
içinde ikiye ayrılır. Hücre tipine göre yapılan bu sınıflandırmada,
özellikle hastalığın akut biçimlerinde daha ender olarak öteki hücre
tipleri de etkilenebilir. Böylece akut eozinofiler kan kanseri,
bazofiler kan kanseri ve kloroma tabloları ortaya çıkar. Burada akut ve
kronik terimlerinin hastalığın klinik tablosu ile değil, kan
özellikleri ile ilgili olduğunu vurgulamak gerekir.
AKUT KAN KANSERLERİ
Akut kan kanserlerinde başlangıç belirtileri çok çeşitli olduğundan,
hastalık tablosunu tanımlamak oldukça güçtür. Yine de hastalığın bulgu
ve belirtilerinin çoğu, kandaki değişikliklerden ve akut kan kanserinin
yayılıcı özelliğinden kaynaklanır.
Olguların yarısından çoğunda ilk belirti kanama eğilimindeki artıştır.
Sık görülem ilk belirtiler arasında deri ve mukozalardaki purpuralar
(morumsu kırmızı küçük kanama odakları) ile dişeti ve burun kanamaları
sayılabilir. Kanama herhangi bir organda da görülebilir. Örneğin gözün
ağ tabakası, dişler, beyin, beyin-omurilik zarı (meninks), böbrek ve
idrar kesesi, sindirim organları ve akciğer zarında da kanamalara
rastlanabilir.
Ağır bir seyir izleyen ateş, başlangıçta olguların üçte birinde görülürken, akut kan kanserlerinde her olguda gözlenir.
Tipik bir belirti de ağız ve yutakta kanamalı ve doku ölümüne bağlı
(nekrotik) değişimlerdir. Dil ve dudaklar kuruyup çatlar; dişetlerinde
şişme, kanama ve yer yer doku ölümü (nekroz) görülür, iç yanak mukozası
ve damakta topluiğne başı büyüklüğünde kanama odakları ile içi kan dolu
keseciklere rastlanır, büyüyen bademcikler kanamalı, morumsu, gri beyaz
bir zarla kaplıdır. Hastalığın ileri evrelerinde her olguda görülen
kansızlık, başlangıçta belli olmayabilir, ama ilerleyici niteliği ile
zamanla halsizlik, baş dönmesi, kalp atışlarında hızlanma ve
yorgunlukla gelen nefes darlığı yaratır.
Hastalığın başlangıcında ya da daha çok gidişi sırasında kanserli
hücreler tüm dokulara yayılarak değişik ölçülerde yıkıma yol
açabilirler. En çok şu sonuçlar görülür: Özellikle çocuklarda yer yer
östeoliz (bölgesel kemik erimesi), osteoporoz (kemik dokusunun
yoğunluğunun azalması) ya da iskelet sisteminde periost (kemik dış
zarı) tepkimesi, etkilenen bölgeye göre değişik yerel felçlerle ortaya
çıkan sinir sistemi belirtileri, akut ya da daha çok belirtisiz
başlayan beyin-omurilik zarı tahrişine bağlı lösemi menenjiti. Akut kan
kanserinin klinik belirtileri arasında son olarak dalak, lenf düğümü ve
karaciğer büyümesi dikkati çeker. Dalak büyümesi genellikle ön planda
değildir. Hatta olguların %40 ında hiç görülmez. Aynı biçimde karaciğer
büyümesi de belirgin değildir ve olguların önemli bir bölümünde
görülmeyebilir. Öte yandan lenf düğümü büyümesi çocukluk çağı akut
lenfositer lösemilerinde baş, boyun yanları ve göğüs bölgelerinde çok
yaygındır.
Bunlardan da anlaşılacağı gibi akut kan kanserlerinin çok çeşitli
klinik belirtileri vardır. Bu belirtilerin en azından hastalığın
başlangıcında tek tek ya da birkaçının bir arada görülebileceği dikkate
alınırsa, akut kan kanserinin kolayca başka hastalıklarla (enfeksiyon,
romatizma hastalıkları vs.) karıştırılabileceği ve yanlış tanı koyma
olasılığının yüksek olduğu anlaşılır. Akut kan kanserleri çok hafif ve
değişken belirtilerle ortaya çıksa da, kan tahlili yapılmasını
gerektiren bir ya da daha çok belirti mutlaka bulunur. Böylece tanıya
yaklaşılır ya da en azından kan kanseri kuşkusu sağlam bir temel
üzerine oturtulur.
İNCELEMELER
KAN VE KEMİK İLİĞİ İNCELEMESİ
Kan kanseri tanısı ve hücre tipini belirlemek açısından kaçınılmaz
olarak en önemli inceleme kan ve kemik iliği incelemesidir. Günümüzde
kan kanseri sınıflandırmasında çevre kanın incelenmesi yeterli
görülmemektedir. Çevre kanı normale yakın olabilir ya da belirsiz
değişiklikler gösterebilir. O yüzden kemik iliği ve lenf düğümü
incelemeleri de gerektirebilir. Böylece kan kanserinin hücre tipi ve
hücrelerin olgunluk dereceleri belirlenebilir.
Hücre biçimine göre çeşitli akut kan kanseri tipleri ayırt edilebilir.
Bu sınıflandırma klinik açıdan olanaksız görünürse de, çeşitli tiplerin
hücre biçimine göre aynı tedaviye farklı yanıtlar vermesiyle
doğrulanmaktadır.
Akut kan kanserlerinde en önemli bulgu kan ve kemik iliğindeki
olağandışı hücrelerdir. Buna karşın akyuvarlar ya da kemik iliği
hücrelerinde her zaman sayısal değişiklik görülmeyebilir.
Kanserli hücrelerde çoğunlukla auer cisimcikleri denen oluşumlar
bulunur. Bu cisimciklerin görülmesi akut kan kanseri tanısını
kesinleştirdiği gibi, kanserin miyeloit tipte olduğunu da belirtir.
GİDİŞİ
Kan kanserlerinde hastalığın gidişi ve sonlanması akut ve kronik
biçimleri ile miyeloit ve lenfositer tipler arasında büyük değişiklik
gösterir. Ama kan bulguları hastanın yaşı, hastalığın evresi ve
uygulanan tedavigibi çeşitli etkenlere göre, aynı hücre tipindeki kan
kanserlerinde de gidiş ve buna bağlı olarak sonlanma çeşitlilik
gösterebilir. Kana ilişkin ve kan dışı etkenlerin iyi bilinmesinin
yanında dikkatli bir değerlendirme, oldukça sık yapılan iki hatayı
önleyebilir.
Bunlardan ilki ve belki da en sık görüleni hastalığın kan kanseri
olması nedeni ile daha başından sonucun kötü olacağını kabul etmek,
ikincisi ise tam tersine hiçbir iyileşme şansı bulunmayan olgularda
aşırı beklentilerle hastaları ileri uzmanlık merkezlerinde uzun ve
bıktırıcı araştırmalarla oyalamaktır. Ağır gidişli ve kötü sonlanan
akut kan kanserlerinde, hastalığın gelişiminin önceden belirlenmesine
ve gerçekçi bir değerlendirmeye yardımcı olacak bazı temel verileri
incelemek gerekir.
Herşeyden önce akut lenfositer lösemi ve akut miyeloit lösemi arasında
hastalığın gidişi açısından temelde büyük bir fark olduğu bilinmelidir.
Akut lenfositer lösemilerde tam iyileşme yüzdesi, miyeloit lösemilere
göre belirgin ölçüde yüksektir. Aynı biçimde iyileşme dönemi ve
beklenen yaşam süresi de akut lenfositer lösemilerde daha uzundur.
Özellikle çocuklardaki ALL de ilaç tedavisi neredeyse %100 tam iyileşme
sağlamaktadır. Geniş çaplı bir araştırmada tanıdan 5 yıl sonra bile
yaşayan hastalar bildirilmiştir. Bunların % 60 ında hiçbir hastalık
belirtisi görülmemiştir.
TEDAVİ
Duyarlı ve güç bir konu olan kan kanseri tedavisi, kullanıma sunulan
ilaçların çoğalması ve uygulama alanındaki çeşitlilik nedeni ile daha
da karmaşıklaşmıştır. Ama kronik biçimler dışında kaderci bir tutumla
hastalığın kabullenildiği geçmiş dönemlere göre durum çok farklıdır.
Hastalığın ilerleyişi uzun süre denetim altında tutulabilmekte ve büyük
bir oranda kesin olarak yenilebilmektedir.
- FİZİKSEL TEDAVİ
1903 den beri uygulanan ve uzun süre tek tedavi yöntemi olan
iyonlaştırıcı ışınım değişik biçimleri ile kan kanseri tedavisindeki en
önemli fiziksel yöntemdir.
- İLAÇ TEDAVİSİ (KEMOTERAPİ)
İlaç tedavisi
günümüzde kan kanseri tedavilerinin temelini oluşturur. Değişik
biçimlerde etki gösteren bir çok ilaç birlikte kullanılmaktadır. Birden
çok ilacın birarada kullanılması ile daha çok sayıda kanserli hücreyi
yok etme eğilimi, günümüzde en yaygın tedavi anlayışıdır.
- HORMON TEDAVİSİ
Kortikosteroid grubu ilaçların kan kanseri tedavisinde önemli bir yeri
vardır. Hormon kökenli bu ilaçların olumlu etkileri iki biçimde
görülür. Kan kanseri hücrelerine özel biçimde etki ederek kan yapımını
uyarıcı, kılcal damarlar düzeyinde de kanamayı ve zehirlenmeyi önleyici
etki gösterirler.
KRONİK KAN KANSERLERİ
Değişik hücre tipli akut kan kanserlerinin tersine kronik kan
kanserinde lenfositer ve miyeloid biçimler çok değişik klinik
belirtilere yol açar. Miyeloid biçimde aşırı dalak büyümesi
belirgindir. Lenfositer biçimde ise bütün vücuttaki derin ve yüzeysel
lenf düğümlerinde aynı anda belirgin bir şişme gözlenir.
KRONİK MİYELOİD LÖSEMİ (KML)
Kronik miyeloid lösemi bir erişkin hastalığıdır en çok 30-60 yaş
arasında görülür. 25 yaş altında çok enderdir ve çocuklarda kesinlikle
ayrıksı bir durumdur. Ayrıca kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanan
tek kan kanseri biçimidir.
Bütün kan kanserleri arasında en belirtisiz başlayan türdür. Sıradan
kan tahlili ya da chek-up sırasında rastlantıyla saptanan olgularda
hastalığın klinik belirtilerinin, kan tablosu değişikliklerinden 2-3
yıl sonra ortaya çıktığı belirlenmiştir.
Hastalığın en temel bulgusu belirgin ve kimi zaman aşırı boyutlara
ulaşabilen dalak büyümesidir. Dalak büyümesi görülmeyen olgularda KML
tanısı çok kuşkuludur.
En erken ve sık ortaya çıkan belirtiler, karın ve sindirim sistemiyle
ilgili olarak dalak büyümesinin yol açtığı yakınmalardır. (sindirim
güçlüğü, karında gerginlik ve dolgunluk duygusu, kimi zaman karnın sol
yanında ağırlık duygusu ve ağrı). Sistemik (genel) ya da karın ve
sindirim sistemine ilişkin belirtiler daha geç ortaya çıkar. Bunlarla
birlikte görülen öteki belirtiler kansızlıktan kaynaklanan yakınmalar
(halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi vb). Ya da
metabolizmanın hızlanmasına bağlı bulgulardır. (Örneğin kilo yitimiyle
birlikte genel durumun bozulması). KML de kanda üre artışı da sık
görülür. Bunun sonucunda böbreklerde oluşan ürik asit taşları, ağrı
nöbetlerine yol açar.
Kan tablosu
KML de kan ve kemik iliğindeki en belirgin özellik genel dolaşımda
granülosit dizisinden olgunlaşmamış hücrelerin görülmesidir. Bu
hücrelerde belirgin biçimde olağandışılık bulunur. Kemik iliğinde ise
ilik hücreleri belirgin ölçüde artmıştır. Akyuvar sayısında da önemli
bir artış vardır. Ama bu çeşitli olgularda hatta aynı olguda büyük
farklılık (15.000-500.000 mm3 arasında) gösterir. Akyuvar sayısının
normal ya da normalin altında olmasıoldukça enderdir; akyuvar
sayısındaki artış hastalığın neredeyse değişmez bir bulgusudur.
Sayıları mutlak olarak artan akyuvarlar, miyelosit ve
metamiyelositlerin çoğunlukta olduğu nötrofil granüloblastlar ve
granülositlerden oluşur. KML de görülen bu akyuvarlar normal
biçimlerini bir ölçüde yitirmiş, anormal yapıda hücrelerdir. Kemik
iliğinde biçimsel anormallik gösteren granüloblastlar arasında
genellikle miyelositler ağırlıktadır. Ama genel dolaşım kanın olduğu
gibi kemik iliğinde de bu hücrelerin bütün oluşum evrelerinin görülmesi
nedeni ile, akut kan kanserlerinin önemli bir özelliği olan
“lösemihiatusu”na rastlanmaz. Granüloblast artışı bütün hastalık dönemi
boyunca değişmeyen bir bulgudur. Öte yandan hastalığın başlangıcına ait
tipik bir bulgu olan megakaryosit artışı, hastalık boyunca azalma
göstererek ileri evrelerde normalin altına iner. Eritroblast
serisindeki bozukluk ise hastalığın başlangıcında görülmeyip, ileri
evrelerde ciddi boyutlara varır.
Kemik iliğindeki bu değişikliklerle birlikte dolaşım kanında da trombosit sayısında giderek azalma ve ağır kansızlık gelişir.
Hastalık tedavi edilmediğinde kronik bir gidiş gösterir: Tüm gelişim
evrelerinde akyuvar sayısında artış ile ortaya çıkan alevlenme
dönemlerini, kendiliğinden iyileşme dönemleri izler. Ortalama yaşam
süresi üç yıldır. Ama %25 oranında 5-10 yıl yaşayan olgular da
bildirilmiştir. Dalakta ilerleyici bir büyüme vardır. Kansızlık giderek
ağırlaşı ve genel durum zafiyete varacak ölçüde bozulur. İleri
aşamalarda kanama ve enfeksiyonlar da gelişebilir.
Olguların çoğunda son evrede “akut blastik kriz” adı verilen tablo
gelişir. Çoğunlukla ani biçimde, bazen de yavaş yavaş ortaya çıkan ve
önlenemeyen bu durum, akut kan kanserlerinin klinik ve kan
belirtilerini andırır.
Günümüzde tedavi yöntemleri ile hastaların çoğunda normal yaşam
koşulları, çalışma etkinliği ve klinik kan tablosunda iyileşme
sağlanabilmektedir.
Akut kan kanserlerinde olduğu gibi KML de de gidişin önceden
kestirilebilmesi için bazı özelliklerin bilinmesi gerekir. Tanı
aşamasında alyuvar sayısında normal ya da en azından 3.000.000 mm3 ten
yüksek, trombosit sayısı normal ve akyuvar sayısı belirgin ölçüde
artmış (50.000/mm3’ten yüksek) hastalar genellikle daha uzun yaşar.
Buna karşın kansızlığın hızlı gelişmesi, olgunlaşmamış hücre ve bazofil
sayısının artması, dalak büyümesinin giderek ilerlemesi, lenf
düğülerinin büyüyüp yüzeysel lenf bezlerinin şişmesi, ışın ve ilaç
tedavisine direnç gelişmesi, kötü gidişe işaret eden bulgulardır.
KML tedavisi dalağın ışınlanması ve/ya da ilaç tedavisinden oluşur.
Ayakta uygulanabilmesi ve daha ekonomik olması nedeni ile ilaç tedavisi
günümüzde daha yaygındır. Kan kanserinin yarattığı sorunlardan biri de
masrafların yüksekliğidir.
KRONİK LENFOSİTER LÖSEMİ (KLL)
Kronik lenfositer lösemi, öteki bütün kan kanseri tiplerinden çok
farklı klinik belirtiler gösterir. Hastalık çok yavaş gidişlidir ve
uzun süre hiçbir belirtisi görülmez. Hastalar genellikle başka
nedenlerle yitirilir. Bu hastalığı öteki kan kanserlerinden ayıran
özellik, kanserli lenfositlerin normal lenfositlerden ayırt
edilememesidir. Görülme sıklığı yaşla birlikte artan KLL çocuklarda hiç
görülmez ya da ayrıksı bir durumdur. 40 yaşın altında ise çok enderdir.
Klinik tablo
KLL
nin başlıca klinik belirtileri, lenf düğümlerinde büyüme, dalak
büyümesi, genel durumun ve kan tablosunun giderek bozulması ve
enfeksiyon biçiminde komplikasyonlardır.
Derin ve/ya da yüzeysel lenf düğümleri genellikle iki yanlı olarak ve
bir mandalinanın boyutunu aşmayacak ölçüde büyümüştür; hararetli ve
ağrısızdır. Fistülleşme göstermez. Dalak büyümesi KML deki kadar
belirgin olmasa da hemen hemen her zaman görülür.
Uzun süre iyi olan kan tablosu, hastalığın ileri evrelerinde giderek
bozulur. Kanda antikor ve nötrofillerin azalması sonucunda özellikle
solunum ve idrar yolları enfeksiyonları gelişir. Sık gelişen bu
komplikasyonlar, hastaların ölümüne yol açan başlıca nedenlerdendir
Kan tablosu
KLL de kan ve kemik iliğinin başlıca özellikleri, kanda lenfosit
ağırlıklı bir akyuvar artışı ve kemik iliğinde az çok belirgin
lenfositler artışıdır.
Genellikle 100.000/mm3 i aşmayan bir akyuvar artışı ön plandadır. Ama
akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olduğu olgular da
bilinmektedir.
Yine de lenfosit sayısının artarak dolaşımdaki akyuvarların %90-99 unu
oluşturması tipik bir bulgudur. Bu duruma akyuvar sayısı normal ve
sağlıklı görünen kişilerde rastlanması son derece anlamlıdır.
Lenfositlerin büyük çoğunluğu olgunlaşmamıştır ve biçim bakımından
normal lenfositlerden çok farklı değillerdir.
KLL de lenfositler görünüşte normal biçimde olmalarına karşın, işlevsel açıdan normal lenfositlerden farklıdır.
Kemik iliğinde lenfosit egemenliği belirgin denebilecek ölçüdedir.
Hastalık ilerledikçe lenfositler giderek çoğalır ve normal kemik iliği
dokusuna tümüyle yerleşerek buradaki sağlam dokunun azalmasına neden
olur. Bununla birlikte kansızlık ile genel dolaşımda granülosit ve
trombosit azalması görülür.
Alevlenme ve gerileme dönemleri ile kronik bir gidiş gösteren KLL,
olguların çoğunda çok yavaş ilerler. Hastalığın tanı öncesinde bazen
hiç belirti vermeden uzun zaman varlığını sürdürmesi ve 10-20 ya da 25
yıl yaşayan hastalar bilinmesi, KLL nin sanıldığından daha yavaş
geliştiğini düşündürmektedir. Yine de hastalığın çok değişik bir gidiş
gösterdiği unutulmamalıdır. Sık rastlanan ve orta şiddette seyreden
hastalık biçiminin yanı sıra iyi ve kötü huylu KLL de bilinmektedir.
Genellikle ileri yaşlarda rastlanan iyi huylu KLL, yıllarca belirtisiz
seyredebilir; lenf düğümünde hafif büyüme, her zaman gözlenmeyen dalak
büyümesi, genel durumun iyiliği ve lenfosit egemenliğinde akyuvar
artışı dışında normal görünen kan tablosu, hastalığın iyi huylu
biçimine özgü bulgulardır. Kötü huylu biçimlerde ise dalak ve lenf
düğümlerinde hızlı büyüme, ilk evreden başlayarak yüksek ateş, genel
durumda hızlı bir bozulma, erken dönemde kansızlık ve trombosit
sayısında azalma görülür. Ama bu hızlı gelişim kötü huylu hastalığın
kendisinden çok, hastalığa geç tanı konmuş olması ile de açıklanabilir
KLL tedavisi de dalağa ışınım verme ve ilaç tedavisinden oluşur. Ayakta
uygulanabilen ilaç tedavisine günümüzde daha çok başvurulmaktadır.
Çocuk gelişim basamakları:
