| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bilgi ve Paylaşma Adına,Çocuklarda,Gelişim,Bilgi Bankası,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,

Bireysel Gelişim ve Kişisel Başarı Kitapları Kişisel Gelişim Şiirleri, Hızlı Okuma Öğrenmeyi bilmek Öğren,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,süper yetneklilik,çok başalı olmak,

Yazılar arşiv 04.2008 Other entries in 2008-04 resimler , videolar

Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Kimler Gerçekten Başarır,

Bütün insanlar hayatta başarılı olmak ister ancak herkes başarılı olamaz. Son yıllardaki en yaygın görüş, başarının yolunun her şeyden önce “istemek”ten geçtiğidir. Motivasyon toplantılarında konuşmacılar, kitaplarda yazarlar “önce iste” derler. Bazılarına göre başarının veya mükemmelliğin yolu da, modeli de bellidir. Bu yolu ve modeli izleyen herkes başarılı olabilir. O halde neden bu kadar çok başarısız insan var?

Hayatın “Sır”ı
Yakın zamanda, mesajını doğrulayan kapalı ve mühürlü bir ambalaj içinde çıkan bir kitabın satış başarısı, insanların basit formül ve reçetelere ne ölçüde ihtiyaç duyduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. “Sır” adını taşıyan bu kitabı alarak kasada ödeme yapmak için kuyruğa girenlerin iyi eğitimli ve ortanın üzerinde varlıklı olduklarını görmek düşündürücüdür. Hiçbir bilimsel temeli ve gerçekliği olmayan bir dizi laf kalabalığını ciddiye alıp okuyacak bu insanlar, yazılanların hayatlarında hangi derde deva, hangi değişikliğe neden olacağına inanıyorlar acaba?

İnsan bedeninden yayılan enerjinin yarattığı çekimin, insanı istediklerine yaklaştıracağı bir ölçüde geçerli olabilir. Ancak hangi koşullarda ve ne ölçüde? Bu soruya bilimsel temelde mükemmel bir cevap veren Yankı Yazgan’ın satırlarına bakalım: Her elektrik akımının olduğu yerde bir manyetik alan varsa, ki beyin hücreleri arasında elektro kimyasal bir iletişim sistemi olduğu bir “sır” değil, o zaman beynimizin de bir manyetik alanı vardır. Bu alanın yaydığı “enerji”nin kafatasımızın engelini aştıktan sonra geriye kalan kısmı 10-15 Tesla (oldukça zayıf) bir güçtedir. Dünyanın çekim gücünün 10-5 Tesla olduğu göz önünde bulundurulduğunda, beynimizin manyetik gücünün bir saç telini bile etkileyemeyecek kadar zayıf olduğu anlaşılır (aradaki on kat gibi görülen fark aslında çok çok büyüktür). Üstelik, çekim gücünün zayıf olması bir yana, güç kaynağından uzaklaştıkça, yani dibinde olmadıkça, çekim kuvveti aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olarak düşer. Kısacası biz, olmayan bir çekim kuvvetinin çekiminden söz ediyoruz. Benzer elektriksel yükler birbirini iter. Düşüncenin beyin işleyişinde yarattığı elektriksel yükü, içeriği ile aynı olmak zorunda değil. Örneğin, uyarıcı bir beyin aktivitesi, durdurucu bir hücreyi uyarıyorsa, net etkinin uyarma değil durdurma olması gibi…

Başarı Nedir?
Çok genel bir yaklaşım getirecek olursak, toplum tarafından başarının para, güç ve itibar sahibi olmak olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu sayılanların hepsi her zaman bir arada olmasa da en az iki tanesi birlikte bulunur. Ben bu yazıda başarıyı, “kişinin hayatta kendisine koyduğu hedefe ulaşması” olarak kabul ediyorum. Bunun bütün okurları içine alan bir tanım olduğuna inanıyorum.

İstemekle başarmak arasında sanıldığı gibi kuvvetli değil, zayıf bir ilişki vardır. Hiç şüphesiz bütün başaranlar isteyenler arasından çıkar. Ancak hepimiz biliyoruz ki, “isteyen”lerin çok azı başarılı olur. Başarılı olmak için, kişinin başarabileceği alanda veya parkurda bir şeyi istiyor olması gerekir.

Başarıya ulaşmanın çeşitli bakış açılarına göre farklı reçeteleri vardır. Bence başarıya üç temel adımla ulaşılır: Birincisi doğru yöntem, ikincisi kararlılık, üçüncüsü de disiplin. Geçmişte doğru yöntemi bulmak zaman alırdı. Oysa günümüzde en karmaşık konuda bile, bilgiye ulaşmanın kolaylığı nedeniyle, doğru yöntemi en fazla iki gün içinde bulmak mümkündür. Esas sorun, ikinci ve üçüncü basamaklardadır. Doğru yöntemi uygulayacak kararlılığı göstermek, insanın canını sıkacak birçok duruma göğüs germesini gerektirir. Çünkü alıştığı davranışların dışına çıkacak olan kişinin bir dizi başarısızlık ve bunun sonucu engellenme duygusu yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü konfor alanı dışında kalmak ve bunu sürekli kılmak, birçok kişiyi başlangıçta verdiği kararlardan caydırır ve vazgeçtirir.

Disiplinli olmak da ayrı bir sorundur. Çünkü değişim yolunda atılacak adımlar, çok kere bir ritüele (düzenli eyleme) bağlıdır. Bu ritüelleri aksatmadan yerine getirmek, beş vakit namazını hiçbir şartta aksatmayan bir müminin kararlılığına ihtiyaç gösterir. Kabul etmek gerekir ki bu sanıldığından güç bir iştir ve mutlak bir adanmayı gerektirir.

İstediğini Elde Etmek
Başarıya nasıl ulaşılacağı konusunda insanların büyük çoğunluğunun benimle aynı fikirde olmadığını biliyorum. Çünkü Simon&Schuster Yayınevi The Secret (Sır) kitabının Mayıs ayına kadar beş milyon sattığını ve haftada 150.000 adet satmaya devam ettiğini, kitabın DVD’sinin satışının 1.5 milyona ulaştığını bildirmiştir. Ayrıca bu kitaptaki kurallara göre en iyi şekilde nasıl yaşanacağı ile ilgili gruplar oluşturulduğu da verilen bilgiler arasındadır.

Sır kitabında gerçekte büyük bir sır yok. Kitaptaki temel ve tek mesaj “düşüncelerinizin evreni kontrol ettiği”dir: “Çekim yasası gerçekten itaatkârdır. İstediklerinizi düşünerek bütün kalbinizle bu dileklerinizin üzerine odaklandığınızda size onları mutlaka verecektir.”

Kitapta konu edilen bu “çekim yasası” uyarınca hayatta hedeflerini gerçekleştirmek isteyenlerin bunun için isteklerini “dışa vurmaları” yetmektedir. Bu, neredeyse katalogdan sipariş vermek gibi bir durumdur ve istediğini elde etmek için onu sipariş etmek yeterli gibi gözükmektedir. “Yaşamınız avuçlarınızın arasında. Şu an nerede olduğunuz, şimdiye kadar neler yaşadığınız hiç önemli değil; bilinçli olarak düşüncelerinizi değiştirmeye başlayabilir, hayatınızı değiştirebilirsiniz. Umutsuz durum diye bir şey yoktur. Yaşamınızdaki her türlü koşul değişebilir.”

“Bolluk içinde yaşadığını hayal etmek bolluğu çekmek için yeterlidir.” Kitaptaki iddiaya göre bu, herkes için her seferinde geçerlidir. Bundan yola çıkarak eğitimi, çalışmayı, mücadeleyi bir yana bırakmak gerektiğini söyleyebiliriz. Para, güç, güzel bir IPOD, son model cep telefonu, sadece istemek gibi bir zahmete girmemizin karşılığında sizin olabilir. “Seçtiğimiz şey her ne olursa olsun, ona sahip olabiliriz. Hedefin büyüklüğü hiç önemli değil. Nasıl bir evde yaşamak isterdiniz? Milyarder olmak ister miydiniz? Nasıl bir işiniz olsun? Daha başarılı olmak istiyor musunuz? Gerçekten istediğiniz şey nedir?” John Assaraf (İşadamı ve yatırım uzmanı)

Kitaptaki görüş, bir bölümü tarihteki önemli kişilerden alıntılarla, bir bölümü de topluluk önünde yaldızlı sözlerle dinleyicilere kendini iyi hissettiren kişilerden yapılan alıntılarla desteklenmiş: “İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz” Dr. Joe Vitale (İşadamı ve yatırım uzmanı), “Zihninizde canlandırdığınızı, ellerinizde de tutabilirsiniz.” Bob Proctor,“Kendinizi bolluk içinde yaşarken düşünün, bereketi kendinize çekeceğinizi göreceksiniz. Bu kural herkes için her zaman geçerlidir.” Bob Proctor Churcill gibi hayatı mücadele içinde geçmiş birimin, söylediği “İnsan kendi dünyasını kendi yaratır” sözünün, kitabın yazarı Rhonda Byrne’nin anlatmaya çalıştığı ile ilgisi olduğunu sanmıyorum.

Kitabın önemli bir bölümü insanların iki takıntısı üzerine odaklanmış: Para ve kilo. Yazar, herkesin istediği ölçüde para sahibi olacağı konusunda çok iddialı. Çünkü bunu kendisi denemiş ve çok başarılı olmuş. “Bir insanın parasının olmamasının tek sebebi, paranın kendilerine gelmesini düşünceleriyle engelliyor olmalarıdır. Her olumsuz düşünce his ve duygu, iyi şeylerin size gelmesini engeller, para da buna dahildir. Yeterince paranız yoksa bunun sebebi, paranın size akmasını durdurmanız ve bunu düşünceleriniz aracılığıyla yapmanızdır.”

Anlatılanlara benim gibi birçokları için inanması zor, ancak kitabın gördüğü ilgiye bakılırsa birçoklarının ikna olduğu muhakkak. Bu kitabı okuyanlar, artık kendileri için de bolluk ve bereket ihtimali olduğunu, kendilerine düşenin istemek, istediğini alacağına inanmak ve kendini mutlu hissetmek olduğuna inanıyorlar anlaşılan. Benzer sipariş yöntemi kilo vermek için de geçerli. Kitaba göre “bilinmesi gereken ilk şey, kendinizi kilo vermeye odaklarsanız, daha fazla kilo vermenizi engeller, bunu kendinizden uzaklaştırırsınız. Diyet programlarının işe yaramamasının asıl sebebi budur. Fazla kilolu olma durumunun da sizin düşünceleriniz aracılığı ile yaratılmış olduğudur.”

Yazar bu konuda da kendi deneyiminden yola çıkarak güvence veriyor: “Ufak tefek bir yapım olmasına rağmen 75 kiloydum. Bunun sebebi ise, “şişmanlık düşüncelerine” sahip olmamdı. Aklınızdan mükemmel düşünceler geçirirseniz, sonuç mükemmel bir vücut ağırlığı olacaktır.”

Ancak konu hassas ve ölçüye gelen bir kısmı olduğu için bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor: “Kaç kilo olmak istediğiniz konusunda net olun. Beyninizde, sizin için mükemmel olduğunu düşündüğünüz o kiloya ulaştığınızda, bedeninizin görüntüsüne dair bir imge oluşturun. Mükemmel kiloya ulaşacağınıza inanmalı ve zaten o kiloda olduğunuzu düşünmelisiniz. Bunu imgeleyip öyleymiş gibi davranmalı, inanıyormuş gibi yapmalısınız”. Madem istediklerini elde etmek bu kadar kolay, o halde bunca insanın istenmeyen şeyler yaşamasının, başlarına kötü şeyler gelmesinin nedeni ne olabilir? Byrne’e göre bunun nedeni çok basit: “İyi olmayan düşünceler hastalığa, fakirliğe ve mutsuzluğa neden oluyor.”

Sır kitabının yazarına göre insanların katliama uğramalarının nedeni, yanlış düşünce biçimleri ya da yanlış yerde bulunmalarıdır. Kanser olmaları da benzer şekilde sağlıksız düşünce biçimlerinin sonucudur. Kitapta verilen tavsiyeleri dinlerseniz, evrenin çağrı merkezine dileklerini ilettikten sonra, hâlâ istekleriniz size teslim edilmemişse, o zaman sanki istekleriniz yerine getirilmiş gibi davranın: “Hayal gücünüzü kullanarak sahip olmak istediğiniz paraya zaten sahipmiş gibi yapmanız faydalı olacaktır.” Veya şu şekilde devam edebilirsiniz: “Koşullarınızı değiştirmek istiyorsanız, önce düşünme biçiminizi değiştirmelisiniz. Posta kutusuna içinde fatura görme beklentisiyle her bakışınızda, bilin bakalım ne olur? Fatura orada olur. Her gün kendinize “Bugün de fatura gelecek mi?” diye sorarak, bu düşünceyi onaylarsınız. Evet fatura gelir. Neden? Çünkü fatura beklentisi içine girdiniz. Kendinize bir iyilik yapın ve postadan bir çek almayı bekleyin.”

Bize psikiyatri dersinde, olmayan şeyleri gören, duyan ve hisseden insanların halüsinasyon içinde oldukları ve normal kabul edilemeyecekleri öğretilmişti.

Karanlıktan Geçmeden Aydınlığa Ulaşılmaz
“Karanlıktan geçmeden aydınlığa ulaşılmaz.” Bir kitabı okumak için gösterilecek sabır, karanlıktan geçmek anlamına gelmez.

“İstersen başarırsın” yaklaşımı, motivasyonel kitap ve konuşmacıların dışında; dershaneler ve özel eğitim kurumlarının da sloganı ve vaadidir. Bu vaad, ülkenin siyasi partileri tarafından da dile getirilir. Bu vaatlerin hepsinin ortak noktası, az çaba ile hayal edilen sonucu almaktır. Benzer şekilde, mümkünse hiç çaba göstermeden, oturduğu yerden ve yediği konusunda hiçbir sınırlama yapmadan kilo vermek, sadece netice belirtilen cihaz veya kitabı alacak zahmeti göstermek, yeterli gözükmektedir. Hiç şüphesiz bu beklenti kişiye kısa bir süre umut verir. Ancak bir süre sonra yaşanan, büyük bir hayal kırıklığıdır.

Motivasyonel bir konuşmacıyı dinledikten sonra, dinleyiciler kendilerini iyi hissederler ancak birkaç saat sonra neden iyi hissettiklerine kendileri de şaşarlar. Siyasi partilerin vaatleri, “nedeni belli olmaksızın kendisini toplumdan alacaklı hisseden” kitlelerin ruhunda serin rüzgârlar estirir. Ancak herhangi bir çaba göstermeksizin elde edileceklerin beklentisi, bir dahaki seçimlerde hayal kırıklığı ve topluma karşı öfke olarak geri döner.

Kolay başarı yollarının en ilgi uyandıranı, bundan 35 yıl kadar önce Bulgar bir bilim adamı tarafından ortaya atılan “uykuda öğrenme” yöntemiydi. Özellikle uyuyarak yabancı dil öğrenmek, birçokları tarafından mucizevi bir keşif olarak görülmüş ve denenmişti. Bu girişimin bilimsel araştırmacılarca ortaya çıkan sonucu “uykunun bozulması”ndan başka bir şey değildi. Tansandantal meditasyon topluluklarının ücretsiz olan ilk tanıtım toplantısında, sunacakları yöntemin hem uyku sorunu olan ve uykusunu derinleştirmek isteyen birisine; hem de kısa bir süre sonra gireceği sınavlarda başarılı olmak için yoğun bir şekilde ders çalışmak isteyen birisine yarar sağlayacağı söyleniyordu. Birbiriyle çelişen bu iki ihtiyaca aynı yöntemin yarar sağlaması mümkün olmadığı halde katılımcıların buna inanmayı tercih ettiği görülmektedir. Gerçekte bütün sorun bu tercih noktasında toplanmaktadır. İnsanlar, başkaları söz konusu olduğunda değerlendirecekleri tutarsızlık ve saçmalıkları, kendileri söz konusu olduğunda değerlendirmekten kaçınmaktadırlar. Nobel ödüllü psikolog D. Kahneman’ın dediği gibi insanların büyük çoğunluğu iyi şeylerin kendi başlarına geleceği konusunda saf ancak bilimsel olarak kanıtlanmış bir iyimserliğe sahipler.

Kimler Gerçekten Başarır?
İstemekle başarmak arasında zayıf bir ilişki olduğunu söylemiştik. İsteyenlerin başarılı olması için, başarabileceği alanda bir şey istemesi ve bütün enerjisini o alana odaklaması gerekir. Uzun boylu, fiziksel özellikleri elverişli bir gencin üst düzey basketbol oyuncusu olabilmesi için bunu istemesi ve çok çalışması yetmez; “gözler kapalıyken mekandaki konumunu algılamasına imkân veren derin duygu reseptörleri”nin (tıp dilinde bunlara propreseptif reseptör denir), özel bir gelişmişliğine de ihtiyacı vardır. Eğer genç bu fizyolojik özellikten yeterince nasibini almamışsa, ne kadar isterse istesin ve ne kadar çalışırsa çalışsın, üst düzeyde bir basketbolcu olamaz.

Benzeri hatalar eğitim sistemimizde de yaygın olarak yapılmaktadır. Farklı yetenek ve yetkinlikteki öğrencilerin hepsinin, bütün derslerden ortalamanın üzerinde olması beklenir. Bu yetmezmiş gibi bir de öğretmenler, rehberlik servisleri ve anne-babalar tarafından örnek gösterilen sınıf arkadaşlarına katlanmak zorunda kalırlar. Sınıftaki birkaç öğrenci adıyla anılarak bu öğrencilere “bakın onlar yapıyor siz neden yapamıyorsunuz”? “isterseniz siz de başarırsınız” denir.

Başarmak için “istemek” önemlidir. Ancak istediğimiz “şey”e ne kadar yatkın olduğumuzu bilmek büyük önem taşır. Başarılı insanlar, “hayatta ellerinden gelen en iyi şey ne ise, onu yapan” insanlardır ve bunu yaptıkları zaman yorgunluk hissetmezler. Yorulsalar da kolayca dinlenirler. Sizin istediğiniz böyle bir şey mi? Şimdi kendinize sorun:

>>Duyduğunuz isteğin geçici bir heves olmadığına emin misiniz? Kararlılığınızın ne düzeyde olduğunu değerlendirin.

>>İstediğiniz şey para kazanmaksa; bu sonuç girişimcilik, sebat, yaratıcılık, yöneticilik gibi çok sayıda değişkenin birbiriyle karmaşık ilişkisinin sonucudur. Siz bu tutum ve davranışları bugüne kadar ne ölçüde ve hangi durumlarda gösterdiniz?

>>Gösteremediyseniz bile, bu girişimlerinizden hangi dersleri çıkarttınız?

>>İlerleyeceğiniz yolda sizden beklenen yeni davranışları göstermek için gereken disipline sahip misiniz?

>>Bugüne kadar disiplinle uygulanması gereken işlerden ne sonuç aldınız?

>>Aldığınız sonuçlardan memnun değilseniz, bundan ne dersler çıkarttınız?

Yıllar Geçtikçe Kendimize Benzeriz
Yıllar geçtikçe kendimize benzeriz. Kişiliğimiz değişmez, değişse zaten kişilik olmaz. Bu nedenle istemekten yola çıkarak hiçbir sonuç elde edemeyeceğinize inanın. Kolay yol her zaman mayınlanmıştır. Başarının kestirme, başkalarının bildiği ve sizin bilemediğiniz bir “sır”ı yoktur. Olsa olsa deneyimlerden çıkmış, denenmiş ve anlaşılır şekilde ifade edilmiş adımları olabilir. Bunların sizin kişiliğinize ne kadar uyduğuna, ne ölçüde kararlı olduğunuza bakın. Bu konuda emin olduğunuz ve gereken disiplini göstermeyi göze aldığınız zaman güçlü olduğunuz alanı hayata yansıtarak kendi başarı hikayenizi yazabilecek ve sevdiklerinize anlatabilecek duruma gelirsiniz.

Bu arada kitabı okuyarak istediklerini dile getirdikleri halde, beklentileri henüz karşılanmamış birçok kişi olabileceğini düşünüyorum. Bunun nedeni büyük ihtimalle, yazarın “Sır”ından haberdar olan milyonlarca kişinin, evrenin server’ını ve çağrı merkezini çökertmiş olmasıdır. Belki de dileklerin gerçekleşmemesinin başka bir nedeni vardır. Bunu, Byrne’nin çeşitli alıntılar yaptığı Einstein’in kitabında yer vermediği bir sözüyle aç

Bill gates si başarısı nedir


 
Titiz bir analiz, Microsoft’un başarısını ve inanılmaz CEO’sunu açıklayan 10 tane sırrı ortaya çıkarmaktadır. İşte, Bill Gates· tarzı iş yapmanın sırları.

Doğru Yerde, Doğru Zamanda Ol
İlk bilgisayarlar için oluş­turulan IBM sistemini sağlayacak anlaşmayı garantileyerek, Microsoft’un başarısını sıradışı bir şans eserine indirgemek oldukça kolaydır. Fakat, bunun şans eseri olması için sanılandan çok daha fazlası gerekmektedir. Gates, IBM anlaşmasının öne­mini ciddiye almıştır. O, kişisel hesaplamanın tarihini değiştire­bileceğini biliyordu, ve şanslı olma ihtimalini en yüksek zirvesi­ne çıkarabilmek için, altı aydan daha fazla bir süre boyunca hiç yorulmadan çalıştı.

Teknolojiye Aşık Olun
Microsoft’un sürekli başarısının en önemli özelliklerinden biri, Gates’in teknolojik bilgisi oldu. O bu alanda, son kararlar Üzerinde kontrolünü korumaktadır. Birçok durumda, teknolojinin gelecek yönünü rakiplerinden daha net bir şekilde gördü. Aynı zamanda, bu yolda önderli etmek için her zaman hazırlıklı oldu.

Köle Almayın
Gates, oldukça hırslı bir rakiptir. Yaptığı her şey de kazanmak için uğraşır. Fakat bu, işi ortaya atan biri olar onu oldukça zor bir uzlaşmacı yapar. O, bundan hiçbir şekilde ödün vermez ve böylelikle rakiplerini ezip geçen eski bir usta olmuştur.

Çok Zeki İnsanları İşe Alın
"Yüksek IQ’lu insanlar" en zeki in­sanlar için bir Microsoft terimidir. En başından beri, Gates en zekileri işe almakta ısrar etmiştir. O, teknolojik budalalardan mutlu bir şekilde sıkıntı çekmez. Bu, bazı dönemlerde seçkinci­lik olarak görülüp, eleştirilere yol açmıştır. Fakat aynı zamanda bunun birçok olumlu etkisi olmuştur. Bu şekilde şirket, alanla­rında en iyi insanlarla çalışma özelliğiyle büyülenen birçok zeki öğrenciyi, direk üniversiteden işe alabilmiştir.

Yaşamak İçin Öğrenin
Gates, Microsoft’ta doymak bilmeyen i bir öğrenme makinesi yaratmıştır. O, bunun aynı hatayı iki kere’ yapmaktan kaçınmanın tek yolu olduğuna inanmaktadır. Fakat onun rakipleri bu konuda o kadar titiz değildirler.

Teşekkür Beklemeyin
Eğer, Gates’in bu zor yoldan öğrendiği tek bir ders varsa, o da; ün ve rezilliğin hiçbir zaman birbirlerin­den çok uzak olmadığıdır. Birkaç düşman edinmeden, dünyadaki en zengin adam olmayı bekleyemezsiniz.

Geleceği Gördüğünüzü Farzedin
Bill Gates, yeni bir tip iş önderidir. O, yıllar boyunca, kendisinin bilgisayar endüstrisinde şimdiye kadar görülen en iyi şey olduğunu göstermiş oldu. Onun, teknolojiyi derinden anlayışı ve bilgiyi sentezlemesinde­ki eşi görülmemiş yolu, ona gelecek trendleri yakalamakta ve Microsoft’un stratejilerini güçlendirmekte özel bir yetenek ver­miştir. Bu, aynı zamanda, Microsoft hayranları arasındaki kor­kuyla karışık büyük bir saygıya esin kaynağı vermiştir ve rakip­lerinin gözünü korkutmuştur.

Sahanın Tümüne Hakim Olun
Microsoft’un başarısındaki anahtar nokta, birçok projeyi aynı anda yönetebilmesindeki yetenektir. Gates, birçok görevi aynı anda yapabilen bir adam­dır ve birkaç farklı teknik konuşmayı aynı anda yürütebildiği söylenmektedir. Bu inanılmaz yetenek, şirketin yaklaşımına da yansıtmaktadır. Bu da, şirketin sürekli olarak yeni piyasaları ve yeni yazılım uygulamalarını keşfetmesi anlamına gelmektedir. Bu da, onu sıradaki büyük şeyi kaçırmaktan korumaktadır.

Küçük Çaplı Bir İş Başlatın
Microsoft’un hisse değerine nis­peten, kendisi oldukça küçük bir şirket olarak kalmıştır. Kendi içinde de, girişimci işbirliği çevresini elde tutabilmek için, şirket sürekli olarak daha küçük bölümlere ayrılmaktadır. Bazen, de­ğişim o kadar hızlı olmaktadır ki, Microsoft’un neredeyse haf­talık olarak, yeni bölümler yarattığı görülmektedir. Gates, aynı zamanda, şirkette tutunabilmeyi sağlamak için, basit bir yapıyı sürekli elde tutmaya güvenmektedir. Her ne zaman iletişim yol­larının gerginleştiğini ve belirsizleştiğini hissetse, yapıyı basit­leştirmekte hiçbir tereddütü olmamıştır.

Hiçbir Zaman, Hiçbir Şekilde, Gözünüzü Toptan Kaçırmayın
Şu sıralar, Gates, neredeyse 30 yıldan daha fazla bir süredir, mes­leğinin zirvesindedir. Bu süre içinde, hala 50’li yaşlarında olan birisi için, kötü sayılmayacak bir şekilde, dünyanın en zengin adamı olmuştur. Fakat, oldukça büyük varlığına ve başarıları­na rağmen, Gates, hiçbir şekilde yavaşlama işaretleri gösterme­mektedir. Kendisi, bir sonraki büyük bir şeyi kaçırmak konusunda, gizli bir korkuyla sarılmış olduğunu söylemektedir. IBM ve Apple gibi, diğer egemen bilgisayar şirketlerinin hatalarını tekrar etmek gibi bir niyeti yoktur.

Hedeflere odaklanmanıza yardımc edecek araçlar

 
 
 
Bazı insanlar için, hedef ve amaçları yaşama geçirmek zor olabilir. Odaklanma ve yoğunlaşma sıkıntısı yaşayan milyonlarca insandan biriyseniz, pes etmeyin; bazı basit kurallara uyarak, kendiniz için belirlediğiniz hedeflere ulaşma konusunda bir fırsat yaratabilirsiniz.

Çalıştığınız yerin kendi atmosferi vardır. Çalıştığınız ofis ya da oda, sizin kişiliğinizi yansıtmalıdır. Sessiz olmalıdır. Yeterli ve temiz bir çalışma alanınız bulunmalıdır. Ne var ki, zamanınızı orada geçirecekseniz, orada olmayı istemelisiniz. Böyle bir ortamınız olduğunda, büyük ihtimalle çok daha fazla iş başarırsınız. Müziğin, elinizdeki işe odaklanmanıza yardımcı olduğu kanıtlanmıştır. Müziğin türü, dinleyen kişinin tercihine bağlıdır. Müzik, odağınızı kaybetmenize neden olan günlük dikkat dağılmalarının önüne geçer. Ne var ki, diğer insanların sizinle aynı müzik zevkini paylaşmamaları ihtimaline karşı kulaklık kullanmanız tavsiye edilir. Odağınızı ve konsantrasyonunuzu artırmanın pek çok yolu vardır. Bunu kendi başınıza yapamıyorsanız, çalıştay ve seminerlere katılabilirsiniz. Bunlar, odaklanma ve yoğunlaşma becerilerinizi geliştirmek üzere tasarlanmıştır. Uzun bir günün sonunda çalıştaya ya da seminere katılmak için zaman ya da enerjinizin olmadığını görüyorsanız, mahallenizin kitapçısına uğrayıp, raflarında odak ve konsantrasyonu geliştirmeye yönelik binlerce kitap bulabilirsiniz.

Odağın kaybolduğunu hissediyorsanız, onu geri kazanmanın en iyi yolu, işten önce duş almak yerine banyo yapmaktır. Duş almak, genellikle kısa sürer. Banyo yaparken ise tembel tembel uzanıp suyun içine iyice gömülebilirsiniz. Kendinizi tazelenmiş hissederek banyodan çıkar, üzerinizdeki stresin banyodaki suyla beraber küvet deliğinden akıp gittiğini görürsünüz. Şu bir gerçek ki aç olduğunuzda odaklanma ve yoğunlaşma zorluğu çekersiniz. Diyet yapmak, kilo vermenize yardımcı olsa da konsantrasyon seviyelerinizi düşürebilir. Sağlıklı şeyler yiyin yemeyin, kahvaltı etmeniz önemlidir; daha iyi odaklanmanıza yardımcı olacaktır. Pozitif düşüncenin gücü, günümüz toplumunda fazlasıyla küçümsenmektedir. Kendi kendini onaylama, beyninizi harekete geçirebilir ve daha iyi odaklanmanız için gereken desteği sağlayabilir. Bunun işe yaradığı kanıtlanmıştır. Kendinize sürekli pozitif şeyler söylemek, bilinçaltında, bunun doğru olduğuna inanmanıza yardımcı olacaktır. Kendine inanmaktan daha büyük bir güç yoktur.

İster inanın ister inanmayın, nefes almak aslında hissettiğiniz stresi azaltmanıza yardımcı olabilir. Daha az stresli olduğunuzda, daha iyi odaklanabilirsiniz. Daha iyi odaklanmanıza ve yoğunlaşmanıza yardımcı olması için öğrenebileceğiniz nefes alma egzersizleri vardır. Konsantrasyonunuzu artırmak için doğru araçlara sahip olmak önemlidir. Bunları kullanmanız, daha da önemlidir. Doğru tutumu benimsemek, odak ve konsantrasyonunuzun sorunsuz olduğundan emin olmanızı sağlayacaktır.

CV nizi parlatacak 10 sihirli daokunuş

 

 
İK şirketi Quintcareers’ın yayınladığı "İyi bir CV için 10 altın" adlı makale, kullanılacak bilgisayar programlarından gramer kurallarına kadar adaylara önemli tüyolar veriyor.

Başarılı bir iş yaşamı için ilk adım sayılan CV’ler çalışanların yeteneklerini ve tecrübelerini sergilediği bir vitrin halini aldı. Hedeflenen şirkete kestirme yol niteliği taşıyan bu kariyer özetleri, doğru hazırlanması durumunda adayları yöneticilerin gözünde diğerlerinden daha cazip gösterecek güce sahip. Ancak adaylar iş mülakatlarına gidiş bileti sayılan bu tek sayfalık platformu akıllıca kullanmalı. İnsan kaynakları şirketi Quintcareers’ın web sitesinde yayınladığı 10 öneri, iş arayışında şansınızı artıracak cinsten. Quintcareers’ın tavsiyeleri arasında CV’nizin farklı bilgisayar programlarında bozulmadan açılması için verilen tüyolardan tercih etmeniz gereken kelimelere kadar birçok öneri var.

Madde Madde Kariyer Öyküsü
İşverenler gelen CV’lere göz atmak için ortalama 20 - 25 saniye zaman ayırır. Yöneticinin dikkatini ilk bakışta çekmek istiyorsanız maddelerle yazılmış CV’ler ideal.

Düzen şart: Çalıştığınız işleri yazarken statünüze göre bir listeleme yaparsanız daha çok dikkat çekebilirsiniz. Seçeceğiniz düzeni belirlerken, pozisyonunuz, çalıştığınız bölümün adı, hangi şirketin hangi şubesinde görev yaptığınızı ve kaç çalışanı olduğunu belirtmelisiniz. İşveren çalıştığınız şirkete, yaptığınız projelerden daha çok dikkat eder.

Sorumluluğu unutun: İşverenler sorumluluk deyince yapmakla yükümlü olduğunuz görevleri algılayabilir. Ancak siz yönetici adayınıza yapmakla yükümlü olduklarınızı değil kendinizin işe kattığı özel yeteneklerinizi anlatmalısınız.

İfadeleri seçerek kullanın: Özgeçmişinize katıldığınız aktiviteler ya da üyesi olduğunuz kulüpler gibi detayları yazarken gereksiz tarih vermemeye özen gösterin. Eğer illa tarih vermeniz gerekiyorsa mutlaka parantez içinde verin. Parantez içinde verilen tarihlerin algılanması daha kolay olur.

Bozuk gramer, en baştan eler: CV’nizi hazırlarken gramer kurallarına dikkat edin. Çünkü bozuk bir dille yazılmış özgeçmişler, iyi referanslara sahip olsa bile dikkate alınmıyor. Eğer yazdığınız CV’ye güvenmiyorsanız göndermeden önce mutlaka bu konuda uzman bir kişiye kontrol ettirin.

Kendinizi kanıtlayın: İşverene çalışmak istediğiniz pozisyona uygun olduğunuzu anlatmak için daha önceki deneyimlerinizi anlatmak şansınızı artırabilir.

Tüm kariyer tek sayfaya sığar mı? Elbette tek sayfalık özgeçmiş kuralına uymak avantajlı. Ancak deneyimleriniz bir sayfaya sığmıyorsa üzülmeyin. Böyle bir durumda puntonuzu küçültecekseniz bile asla 11’in altında yazmayın. Bazı işverenlerin dikkatini çekmek için sayfayı çift sütun olarak da kullanabilirsiniz.

Amacı gözden kaçırmayın: CV’nizde vermek istediğiniz mesajı kısa ve öz biçimde verin. Talip olduğunuz pozisyona neden uygun olduğunuzu net bir şekilde anlatın.

Deneyim dediğiniz tek cümlede anlatılmalı: Yalnızca önemli tecrübeleri referans olarak gösterin. Eğer mezuniyetinizin üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçtiyse eğitim hayatınız hakkında detaylı bilgi vermek sıkıcı bir ayrıntı olarak CV’nizde yer alacaktır.

Jargona dikkat: CV’nizin diğer bilgisayarlarda da açılacağına emin olmak için kullandığınız programı dikkatli seçin.

Özgüven sırları başarınızı ölçün

Özgüven Sırları: Başarınızı Ölçün
 

Yaptığınız işlerden emin olmak mı istiyorsunuz? Çoğu insan ister. Sorun şu ki çoğu insan nasıl yapacağından emin değildir. Bunun, yalnızca bazı insanlara has mistik bir özellik olduğunu düşünürler. Aslında, hedeflerinizi başarabileceğiniz konusunda kendinize ve yeteneğinize güvenmek, öğrenilebilen bir beceridir.

Diyelim, hedeflerinize ulaşmak için çabalarınızı ilerletme kararı aldınız ve harekete geçtiniz. Bu noktaya kadar geldiğiniz için tebrik ederiz! Yol boyunca, elbette pek çok zafer yaşayacaksınız. Ama, zorluklar da olacak. İlerlemenizi sürekli kılabilmek için, çok önemli birinin desteğine ihtiyacınız olacak: kendiniz! Bu destek, erişilebilir hedefler belirleme, kendi kendine yapılan destekleyici konuşma, başarıyı kabullenmek için kendini izleme ve yol üzerinde çok sayıda ödül şeklinde geliyor.

Zafer ve zorlukları dengelemek için gerekli olan beceri, her gün attığınız küçük adımları ve hedeflerinize ulaşmak için harcadığınız çabaları fark etmeyi ve bunlar hakkında kendinizi iyi hissetmeyi öğrenmektir. Her bir küçük zafer, güveninizi adeta ateşler. Yeni bir hedefe ulaşmak kolay değildir. Kararlılık, çok çalışma, emek ve adanma gerektirir. Ama zaten yaşamın kendisi böyle birşeydir… Kendimiz için yeni hedefler koymak ve bu hedeflere ulaşmak. Yeni birşeye giden yolda kendini iyi hissetmeyi öğrenmek, yaşamı büyük bir maceraya dönüştüren şeydir.

“Başarı, mutluluğun anahtarı değildir. Mutluluk, başarının anahtarıdır. Yaptığınız işi severseniz, başarılı olursunuz.”
Albert Schweitzer

Başarıyı Neden Kabullenmeli?
Çoğu insan için, toplam hedefe doğru yapılan yolculuk, genellikle uzun bir yoldur. Sıklıkla öylesine çok deneyim ve fırsat (tamam, zorluk) ile doludur ki, meydana gelen yavaş değişimi çoğunlukla fark etmeyiz. Kaydettiğimiz ilerlemeyi göremeyiz. Kendini kabullenme hatası, yıkıcı olabilir ve yolumuzu tıkayabilir.

Kendi ateşinizi söndürmenin garantili bir yolu, başarınızı reddetmektir. Farz edelim, birkaç gündür çok fazla yemek yiyorsunuz. Çok çaba harcayarak ve kararlılıkla, üç gün için bu düşkünlükten kurtulmayı başardınız. Bu üç günden sonra tekrar yemeye daldınız. Bu durumda büyük ihtimalle nasıl davranırsınız?

>>Bu üç günü başarı olarak mı görürsünüz?

>>Devamı gelmediği için bu üç günü reddedip istediğiniz şeye sahip olamadığınızın bir kanıtı olarak mı görürsünüz? Bunu çaresizlik ve umutsuzluk mu izler?

>>Bu üç günü (ve ardından gelen nüksetmeyi) kendinizi ayıplamak ve suçlamak için bir vasıta olarak mı görürsünüz?

>>Bu üç gün, yaşamanızdaki güzellikler arasında mı yer almaktadır?

Başarıyı Ne Zaman Kabullenmeli?
Bir defasında, her gün içtiğim suyun miktarını artırmak istediğime karar verdim. Bu hedefi enine boyuna düşündüm ve başarılı olmanın en iyi yolunun, her sabah güne hazırlanırken bir şişe su içmek olduğuna karar verdim. Birkaç hafta sonra, hedefimi zihnimde tarttım. Hemen her sabah bir dolu şişe suyu içtiğimi fark ettim. Hedefime ulaşmış mıydım? Kendimi başarılı addedebilmem için hedefin başarılma süresi ne olmalıydı?

Düşünürken, kendi nahoş alışkanlığımın farkına vardım. Kendim için hedefler koydum. Yeterli zaman geçtikten sonra hedeflerim alışkanlıklara dönüştü. Ama, kendimi ne zaman başarılı addedebileceğim konusunda zihinsel bir kriter belirlemedim. “Hedefime ulaştığımı nasıl anlayacağım?” sorusunun sonu yoktu. Son nokta olmadığı için, hedefimin sonuna geldiğimde kendimi iyi hissedemiyordum. Kendim için yeterince iyi olamadığım, kendi sevgimi kazanmak zorunda bulunduğum, ama asla başarılı olamadığım bir yaşam öyküsünün içindeydim. Kendimi fark etmenin şaşkınlığıyla oturakaldım. Kendime sordum: “Kendimi başarılı kabul edebilmek için bir davranışı ne kadar sürdürmeliyim?” Yanıt hemen geldi: “Hedeflenen davranışa ulaşıldığı ilk an başarıyı yakalamışsındır.” Vay canına! Bu beni adeta uçurdu. Niyet ederek geçirdiğim ilk günde hedefime ulaştım. Kuşkusuz, hiçbir zaman yeterince hissetmedim. Güçlü yanlarımı, emeklerimi ve başarılarımı fark etme, kabullenme ya da kutlama konusunda tamamen başarısızdım.

Çalıştığım pek çok insan da başarıya ulaştığı anı fark etmesini sağlayacak içsel kriterlere sahip değil. Elbette, 18 kilo verdiklerini söyleyebilirler ve o durumda başarılı olacaklardır. Ya da aşırı tüketime son verdiklerinde mutlu olacaklardır. Ama o 18 kiloyu vermek ya da aşırı tüketimi durdurmak birkaç gün sürseydi ne olacaktı? Başarı, asla ölçülemez, kutlanamaz, kabullenilemez. Er geç birkaç kilo geri alınır ya da aşırı tüketim nükseder. Bunu bilemiyor musunuz? Bu, kabullenilir bir şeydir! Çok sayıda kendi kendine olumsuz konuşma, güçlü bir coşku, kendini hayvanca kınama… Şimdi başarının elde edilemeyeceğine dair kanıt var. Bilincinde olmasak da kriter şudur: Kilo sonuna kadar korunursa ya da aşırı tüketim asla nüksetmezse, başarıya ulaşılmıştır. Bu stratejinin sorunu nedir? Başarı, sonuna kadar olmadıkça ölçülemez; bunun da anlamı başarı asla oluşmaz.

“Başarı, asla nihai değildir. Başarısızlık, asla ölümcül değildir. Önemli olan, cesarettir.”
Sir Winston Churchill

Başarı Egzersizi
Gözlerinizi kapatın ve dinlenin. Bugün elde ettiğiniz bir başarıyı düşünün. Bu, kendinizi iyi hissetmeniz, bir fast-food restoranın önünden durmadan geçme kararı almanız, hedefinizi tasarlarken öylece oturmayı seçmeniz ya da kendinizi ağırlaşmış hissetmektense gülmeniz olabilir. Belki bir dürtünün üstesinden geldiniz ve daha sonra dürtünün üstesinden gelemeseniz bile o ilk “üstesinden gelme” bir başarıydı. Bu gerçekliği değiştiremez ya da bunun bir başarı olduğunu inkar edemezsiniz.

Hedeflerinizi hatırlayın. Gün içindeki başarılarınızı hatırlayın. Çabalarınızı hatırlayın. Varlığınızla temasa geçin. Fiziksel bedeninizi hissedin. Nefes alın. Nefes verin. Zihninizde başarılarınızı defalarca kabullenin. Kendinize şöyle deyin: “Gerçekten başarılıydım. Bunu inkar edemem.” Neşenizin sağladığı hafifliğin her noktaya yayıldığını ve bütün bedeninizi kapladığını hissedin. Göğsünüzü dolduruyor; karın boşluğunuza iniyor; uyluk, bacak ve ayaklarınıza ulaşıyor. Omuzlarınız, kollarınız, elleriniz, boynunuz ve yüzünüzde benzer bir yayılmanın olduğunu düşünün. Şimdi, bütün bedeniniz, parlak ve mutluluk verici bir hafiflikle dolmuştur. Sakin ve odaklısınız, kendinizi gerçekten iyi hissediyorsunuz. Daha fazla başarı arayarak hedefinizi besleyin. Övgü, niyet ve heyecan ile hedefinize yaşam ve ışık katın. Hedefinizi sevgiyle besleyerek güçlendirin. Nefes alın. Nefes verin.

Şunları Yapıyor Musunuz?
>>Kendinizden en iyisini beklemek

>>İhtiyaçlarınızı anlamak ve bu bilgiyi kendi motivasyonunuzu oluşturacak bir ortam yaratmak için kullanmak

>>Kendiniz için ulaşılabilir olan mükemmellik standartlarını belirlemek

>>Başarısızlığın ölümcül olmadığı bir ortam yaratmak

>>Kendinizi cesaretlendirmek ya da kendinize kusur bulmak

>>Çabalarınızı fark etmek ve alkışlamak

>>Olumlu ve olumsuz destekten oluşan bir karışım kullanmak (Başarısızlıklarınızı yargılamadan ama dürüstlükle kabullenmek)

İlerlemek İçin Bir Adım Geri Gitmekten Korkmayın

İlerlemek İçin Bir Adım Geri Gitmekten Korkmayın
 
Mesele kariyerde ilerlemeye gelince, bazen ileri doğru bir adım atmanın en iyi yolu, bir adım geri at­maktır. Birçok insan için terfi, duraksamış bir kariyerin en iyi tedavisidir. Bir işte öğrenebilecekleri her şeyi öğrenmiş ve yapabilecekleri her şeyi yapmışlardır, böylece de kendileri­ne daha büyük kişisel ve parasal ödüller sunacağını, umduk­ları bir sonraki basamağı hedeflerler. Ama küçük bir azınlık daha riskli bir strateji izlemektedir.

Bunlar yukarı doğru çıkmak yerine, kendilerine yeni yetenek­ler ve tecrübeler kazandıran daha alt seviyede işler üstlen­mektedir. Kazandıkları yeni bilgi ve tecrübelerin yol üzerinde kendilerine daha iyi bir iş sağlayacağı iddiasıyla, kısa vadeli gelir ve prestij kaybını kabullenmeye hazırdırlar.

İnancın Sıçraması
Bildik rota: Birçok yönetici, terfiyi duraksayan bir kariyer için tedavi olarak görmektedir. Bir işte öğrenebilecekleri her şeyi öğrendiklerinde, adımlarını, yeni meydan okumalar ve ödüller sunan daha iyi bir işe göre ayarlarlar.

Riskli yol:
Bazı yöneticiler yukarı doğru hareket etmek yeri­ne, yan yollara sapar, hatta kariyerinde geriye gider. Bu işler kısa vadede daha düşük maaş ve konum anlamına gelebilir. Ancak uzun vadede değerli yetenekler ekleyebilir ve daha iyi konumlar için sıçrama taşı görevini görür.

Yol haritası: Yöneticiler, mantık dışı bir hareket yaparken, akılda tutulması gereken bazı hayati uyarılar olduğunu söyle­mektedir. Örneğin; tam olarak hangi özellikleri edinme peşinde olduğunuzu bilin ve geçtiğiniz işle ilgili olarak tutkulu olun. Geriye giderek ilerlemenin en iyi yolunu belirlemek için, ters kariyer hareketleri yapmış başarılı yöneticilerle görüştük. Bunların öykülerinde birkaç ortak tema ortaya çıktı. Bunlar­dan birisini belirtmek gerekirse, yöneticiler geriye doğru adım ararken tam olarak neye girişmekte olduklarını bildik­lerini söylüyor. Yeni işte hangi özellikleri kazanmayı umduk­larını biliyorlardı ve akıllarında daha kapsamlı bir kariyer pla­nı olduğu için de, buna ulaşmak amacıyla daha düşük bir üc­rete ve aşağı bir konuma hazırlıklılardı.

Üstelik tutkuyla bağlı oldukları bir amacın peşindeydiler; mevcut işlerindeki sorunlar ya da tatminsizlik yüzünden kaçı­yor değillerdi. Gerilemeleri mevcut işlerindeki başarı üzerinde zemin buluyordu; bu da onlara güven ve genellikle de baş­ka bir yerde fayda peşinde koşmalarını sağlayan finansal bir destek sağlıyordu. Son olarak da, güvenli bir finansal güce sa­hip olarak, emekliliğe ramak kalmış olsa bile, kariyerlerinin herhangi bir aşamasında geri adım atacak güvene sahiplerdi.

Elbette bu strateji, herkes için uygun değildir ve uygula­yan herkesi de otomatik olarak başarıya ulaştırmaz. Ama kari­yerlerini birkaç adım öteye taşımayı planlamaya ve bir amacı gerçekleştirmek için risk almaya istekli olanlar için, ödüllen diren bir strateji olabilir.

Hangi eksik yanlarınızı tamamlamaya çalıştığınızı bilin: Başarılı kari­yer geçişleri, şirketin başka bir bölümünde -örneğin finans bölümünden işletmeye geçiş- ya da başka bir sektörde yeni bir yetenek ya da tecrübe kazanma arzusu üstünde yükselir. De­ğişimi başarıyla yönetenler, bu hamleyi yapmakla neyin peşin­de olduğunu tam olarak bilenlerdi.

Diğer sıfatlarının yanı sıra bir aracı kurumda kıdemli da­nışman da olan Alan J. Lacy, 1980’lerin sonunda yaptığı stra­tejik bir kariyer hamlesini hatırlıyor. Lacy, Dart & Kraft’taki ­şimdi Kraft Foods Inc.- veznedarlık görevinden, şirket içi bir bölümün finans kısmına geçerek bir ’gelişme hamlesi’ yaptı. Üç yıl sonra kurumsal ölçekte bir konuma geldiğinde, vezne­darlık konumunun ömür boyu sürebilecek bir iş olduğunu fark etti; bu şahıs bu titri 20 yıldan fazla taşıdı.

Tartışmaya katılın: Geriye doğru bir çekilme uzun vadede ka­riyer yolunuzda sizi daha da ileriye taşıyabilir mi? Bu ayın Bu­siness Insight raporunda, yazar William J. White, daha iyi işle­re ulaşmak için geçici ücret ve prestij kayıpları yaşamış birkaç yöneticiyi ele alıyor.

Olumsuz Bir Şeyden Korkmaktan Ziyade Olumlu Bir Şeyin Ardından Koşun: Geriye doğru bir kariyer hamlesi, fantezilerin peşinden koşmak için bir kaçış planı değildir; ormanda bir kulübe sa­hibi olup şiir yazmak ya da botlarını verip, kanat sahibi olmak için sabah 9 - akşam 5 mesaili bir işi bırakmak gibi. Sorumlu­luklardan, kişisel sorunlardan ya da tamamlanmamış işlerden kaçmak da değil. Bunlar bireyi aynı meydan okumalarla ama farklı koşullarda karşılaşmaya ve başarısızlığa iten hamleler­dir. B
unun yerine hamle, söz konusu işle ilgili güçlü bir arzudan kaynaklanmalıdır. Bir tutkuyu yeniden keşfetmek ya da sadakatle bağlanılmış bir amaca ulaşmak için mesleki bir genişlik yaratmak gibi.

Thomas Ryder için tutku, şirketine ve meslektaşlarına yar­dım etme zorunluluğu duygusundan kaynaklandı. Reader’s Digest Association Inc.’in emekli kurul başkanı ve CEO’su olan Ryder, 1990 yılına kadar American Express Co.’nun, çekirdek faaliyet alanı dışındaki işlerini yöneten kıdemli yöne­tim komitesinin bir üyesiydi. "Espri, sanki başka sektörlerden söz eder gibi, ’diğer’ iş­lerden sorumlu olmamdı" diye hatırlıyor Ryder ve "Sonra bir gün yeni patron geldi ve bize çekirdek işimize ve temel üstün­lük alanımıza döneceğimizi söyledi., Bu konuşmayı yaptığın da bu ’diğer’in bittiğini anladım ve gerçekten de öyle oldu" diyor.

Ryder başka bir şirkete geçebilir ya da şirketin çekirdek fa­aliyet alanı için saldırgan bir şekilde kendini pazarlayabilirdi. Oysa o bunun yerine, çekirdek alan dışı işleri sürdürmekle il­gili bir meydan okumayı kabul etti. Bu, yönetici komiteyi terk etmek ve psikolojik bir yenilgi anlamına geldiği halde. Belir­siz bir getiriye rağmen kaçmadı; ne zor görevlerden ne de karşı karşıya kaldığı’ sorumluluklardan.

Astlarına ve üstlerine karşı sahip olduğu sorumluluk duy­gusunun yanı sıra işletmenin daha zor kısımlarında değerli tecrübeler kazanma fırsatı -işi akışkan hale getirmek-, kısa ve uzun vadede kendisini geri ödeyen geri bir adımdı.

"Bu süreçte yaptıklarımla, patronlarımın ekstra saygısını kazandım" diyen Ryder. "Be­ni daha büyük bir iş için geri çağırmaları uzun sürmedi -o zamanlar şirketteki en büyük ve en önemli işlerden birisi" diye anlatıyor. Yeni atama; American Express Card’ı ka­bul eden bütün kuruluşlarla iligili bölüm olan Establish­ment Services Worldwide’ın başkanı.

Yerleşik ödülleri benimseyin: Kariyer yollarında ani sapma­lar yapan yöneticiler, ücret kesintilerini ve daha az presti­ji kabullenmeye isteklilerdi. Yeni meydan okumanın ödülleriyle kıyaslandığında, geçici kayıpların çok önemli olma­dığını biliyorlardı, öğrenme yetenekleri ve uzun süredir kurulan bir düşün gerçekleş­tirilmesi gibi.
Meslektaşların inanmaz yüzleri karşısında bu ödülleri akılda tutmak hayati önem taşır. Lacy’ye bakın. Lacy, "Strate­jik adımımı attığımda, yönetici arkadaşlarım kafalarını sallıyorlardı. Bunu neden yaptığımı anlamıyorlardı" diyor.

Maaş açısından bir kayıp yaşamadıysa da Lacy, "Statü ba­kımından büyük bir kayıştı. Kurumsal ölçekte sorumlu bir ko­numdaydım, kurul toplantılarına katılıyordum ve mali komi­teden sorumluydum. Vezne bölümünün de şirket dışından insanlarla ilişkileri olur; yatırım bankacılığı şirketlerinden or­taklarla olduğu gibi. Böylece, bu yüzü son derece içe dönük işi aldım; tek dış ilişki muhtemelen sadece denetçiyle olabilir­di" diyor.

Bir hedge fon olan Crestview Capital Partners’in genel danışmanı ve COO’su Jon Fieldman, "Unutulmaması gereken geri adımın öyle algılayanların gözünde geri adım olduğudur" diyor. Fieldman da birkaç kariyer geçişi yaptı ve kendisine ekip çalışması ve kuru­luşları dönüştürmek gibi yetenekleri kazandıracak işlerin peşinden koştu. İzlediği bu yol boyunca, örneğin Chi­cagolu büyük Ye saygın bir hukuk şir­ketinden ayrıldı ve nihayet Xerox’un bir kolunda CIO (Chief Information Officer) oldu. Fieldman, bu hamlele­ri yapmaktaki amacının "Zayıflıkları üstünde yükselerek ve dünyaya mümkün olan en iyi katkıyı yaparak, kendi ödüllerini geliştiren bir lider olarak yetişmek ve güçlenmek" olduğunu söylüyor.

Bir emniyet ağına sahip olun: Başarı ba­şarıyı doğurur. Bir alanda amaçlarına ulaşmış, kabul görmüş ve başarıları­nın ödüllerini almış olan yöneticiler, geri hamlelerin psikolojik meydan okumalarını daha rahat göğüslemiş­lerdir. Aslında görüşülen yöneticilerin çoğu kariyerlerinde bir­den fazla geri hamle yapmıştı; önceki taktik kayışların başarı­sı, onlara gelecek hamleler için gerekli güveni ve tecrübeyi kazandırmıştı. Önceki başarılara yaslanmak ’aynı zamanda farklı tür bir emniyet ağı da sağlar, en azından geçici olarak; maaş ya da primlerde bir kayba karşı finansal bir koruma.

Duygusal nedenlerle hareket etmeyin: Ters yönde hamleler duy­gusal ödüller de içerebilir, ama bu hamlelere duygusallık yol açmamalıdır. Bir şefe, ya da terfi kaybına duyulan öfkeye bağ­lı ani, radikal değişiklikler ya da başka negatif katalizörler na­diren başarılı ve sağlam bir değişimle sonuçlanmaktadır. Ge­nellikle, başarılı ve kararlı bir hamle yapmış olan insanlar, bir sonraki kariyer adımlarını değerlendirmek için büyük zaman harcayanlardır. Bu da onların, fırsatları değerlendirmesini sağlamaktadır.

Geçiş için asla çok geç değildir: Konuşulan yöneticilerin çoğu, kariyerlerinin erken ya da orta aşamalarında bir ya da iki ge­ri hamle yaptığını söyledi. 20’lerin sonları ve 40’ların başları arasında kariyer değişiklikleri ve ters hamleler yapmak daha kolaydır (Ye daha doğrudur). Ama kariyerin herhangi bir aşa­masında da geçişler açıkça mümkündür -söz konusu kişi ye­terli psikoloji ve finansal güce sahip olduğu sürece-.

Y
ayıncılıkla geçen bir :a.şamd.an sonra, Lary Kirshbaum, Warner Books’un CEO’luğundan emekli olmadan önce bir hamle yapmaya karar verdi. 2005’te, 61 yaşındayken ve bölü­mü rekor düzeyde iyi bir yıl yaşarken, kitaplara ve yazarlara olan ömür boyu sürmüş aşkını izleyerek, bir edebiyat ajanı ol­maya karar verdi. Bu tasarlanmış geri hamle, ayrıldığı son yılda 500 milyon dolardan fazla ciro yapmış bir işin başı ve kurumsal yönetici­si olan Kirshbaum’un gelirinde inanılmaz bir düşüşe ve aynı zamanda prestij kaybına yol açtı. Kirshbaum bu tür hamlele­rin geç yapılmaktansa erken yapılması gerektiğine inanıyor. Ama zamanlama tutumunuz kadar önemli değildir. 

K
irshbaum, "Eğer güçlü bir girişimcilik yandaşıysanız, bu­nu mümkün olduğu kadar erken hayata geçirin. Zaman için­de bir şey oluşturun. Finansal bakımdan benim kadar sarsılmayacaksınız. Ama bugün baktığımda, 60 yaşımdayken sanki 30 yaşındaymışım gibi yaptığım hamlede zamanlama hatası olduğunu düşünmüyorum" diyor. Bu bakış açısı Kirshbaum’un "bereketli boşluk" olarak ta­nımladığı; zaman ve dikkatin ağzına kadar sorumluluk ve zo­runlulukla doldurmak yerine, bilinçli olarak boş bırakıldığı bir alandır. "Etrafınızdaki alanı ve zamanı tamamıyla doldurmaz ve biraz açıklık bırakırsanız, bu boşluk hiç ummadığınız ilginç şeylerle dolacaktır" diyen Kirshbaum, şöyle devam ediyor: "Eğer kendimden dışarı çıkıp, kendimi daha serbest bir seyre bırakmasaydım, bazı harika fırsatlarla hiçbir zaman karşılaşa­mayacaktım."

Bu yeni fırsatlar arasında bir kitap toptancısının yönetim kuruluna girmek, sosyal faaliyetleri genişletmek ve bir sürü il­ginç ve başarılı kitabın temsilciliğini üstlenmek de yer alıyor­du. Üstelik bir kardiyologun diyet kitabının temsilciliğini yap­tıktan sonra, diye anlatıyor Kirshbaum, "Abur cubur yemeyi kestim, beş kilo verdim ve haftada üç gün özel bir eğitmenle çalışmaya başladım. Daha iyi ve sağlıklı görünüyorum."

Sonuç olarak, bir uyarı: Bu stratejinin başarısız olma riski ve ihtimali hafife alınmamalıdır. Geriye doğru bir hamle yap­tığınızda bunun sizi otomatik olarak ileri doğru fırlatmasının bir garantisi yoktur. Nihayet, duygusal kargaşayla mücadele etme yeteneğinizi ve kariyer yolunda geri bir adım atmanın risklerini sadece siz yargılayabilirsiniz. Yöneticilerin öyküleri şu cümleciklerle baharatlı hale ge­liyor; hissettim ki, sandım ki... Onlar kendi zihinlerinde ger­çekten rahatlardı, çünkü kendileri için neyin işe yarayacağını biliyorlardı. Bu bilgiyle kendi kariyer oyunlarında cesurca ama strate­jik adımlar attılar ve kendi yollarını kendileri ışıttılar.

Zor insanlarla mücadele anahtarı elinizde.

 

 
İletişim kurmakta güçlük çeken insanları uzmanlar,“zor insanlar” olarak adlandırılıyor.  Zor insanlar, toplumdan topluma, kişiden kişiye göre farklı olarak tanımlansa da  temelde benzer davranışlar gösteriyorlar. Tüm zor insanların  inatçı, hırslı ve kaprisli oldukları görülüyor. Ancak unutmayın ki, insanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde.

Pek çok kişi çevresindeki zor insanlardan şikayet eder. Evde, işte, okulda kısacası her ortamda bir zor insan bulunur. Oysa aslında “zor insan” diye bir şey yok. Zorlayıcı davranışlar var. Ve maalesef bazı insanlar sürekli bu şekilde bir davranış içinde bulunuyorlar. “Coping With Difficult PeopleZor İnsanlarla Başa Çıkmak” kitabının yazarı Robert M. Bramson  bazı insanların neden farklı tavırlar sergilediklerini şöyle açıklıyor: “Bazı insanlar karşılarındakinin performansını düşürmek ve onların şevkini kırmak için bilerek ‘zor’ tavırlar sergiler.” Her zor insan birbiriyle aynı davranışları sergilemez. Bazı zor insanlar sürekli konuşup hiç dinlemezken, diğerleri de hep son sözü söylemeyi tercih eder. Kimisi sürekli sizi eleştirir. Bazısı sessiz, bazısı agresif olabilir. Doç. Dr. Kültegin Ögel zor insanların davranışlarını şu şekilde belirtiyor:

*Eğitimi ve bilgisi yetersiz olmasına rağmen kendisini çok iyi sananlar

*Bilgisi ve deneyimi yetersiz olmasına rağmen kendisini iyi sananlar

*Öncelikleri belirlemede beceri sahibi olamayanlar

*Hatasını olgunlukla kabul edemeyen, sürekli açıklama yapıp kendisini temize çıkarmak isteyenler

*Yavaş düşünen ve hareket edenler

*İşleri karıştıranlar

*Hiç konuşmayanlar, bilgiyi zorla ağzından aldığınız kişiler

*Yanlış anlamakta ısrar eden

*Karşısındakinin söylediklerine önem vermeyen

*Konum farklılıkları nedeniyle görüşürken o farkı hissettiren kişiler

*Karşılarındakine saygı göstermeyen

*Yavaş hareket eden ve birçok defa tekrar edilmesi zorunda kalınan insanlar

*Sadece kendi yaptığı şeyin önemli olduğunu düşünen

*Sürekli olaylar ve etrafındakiler üzerinde kontrol oluşturmaya çalışanlar

*Empati kuramayanlar

*Her zaman ‘ben haklıyım’ diyenler

Z
or İnsanlara Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?
Zor insanların özelliklerini daha da artırmak mümkün. Ancak tüm bu özellikler ışığında zor insanları ve onlara 5 ana başlık altında toplamak mümkün.

Agresif İnsanlar:
Saldırgan davranışlar içinde bulunan bu sakin bir şekilde kendinizi ifade edin ve size yönelik saldırgan tavırlara kendinizden emin bir şekilde karşılık verin.

Her Şeyi Bilenler:
Bu kişilerle mücadele ederken iyi hazırlanmak gerekir. Asla meydan okumayın. Aksine yeteneklerini övün. Gerektiğinde hatalarını ortaya çıkaracak sorular sormaktan çekinmeyin.

Şikayetçiler:
Karşılarındakine güvenmezler. Kendilerine olan güvenleri de çok değildir. Eksik olan özgüvenlerini saklamak için memnuniyetsiz, her şeyden ve herkesten şikâyet eden bir tavır içine girerler. Bu insanlara “Başkalarının göremediklerini görüyorsun” şeklinde onların güvenlerini arttıracak cümlelerle yaklaşın. Dinleyin ama asla tartışmaya girmeyin. Ona karşı savunmacı davranmayın.

Mağdurlar:
İyi dinleyin ve onu anladığınızı gösterin. Soruna odaklanarak onu değişim için motive edin.

Gizlice Saldıranlar: 
Bu insanlara karşı ne kadar geri çekilirseniz o kadar üstünüze gelmeyi severler. Geri çekilmeyin. Şakaya vurun.

Hızlı İş Doğru Eleman

Son zamanlarda cv ve kariyer sitelerinin sayısı oldukça arttı. Dolayısıyla kalite de düştü diyebiliriz. Bu nedenle ben ne kadar çok siteye cv bırakırsanız şansınız o kadar artar mantığına inanmıyorum. Çünkü bu noktada önemli olan hedef kitlesini belirlemiş olan kurum ve kuruluşlara ulaşabilmektir.  Hızlıcv de tam anlamıyla böle bir site. İşte hızlıcvnin bireysel ve kurumsal üyelik için sağladığı kolaylıklar,Son zamanlarda cv ve kariyer sitelerinin sayısı oldukça arttı. Dolayısıyla kalite de düştü diyebiliriz. Bu nedenle ben ne kadar çok siteye cv bırakırsanız şansınız o kadar artar mantığına inanmıyorum. Çünkü bu noktada önemli olan hedef kitlesini belirlemiş olan kurum ve kuruluşlara ulaşabilmektir.  Hızlıcv de tam anlamıyla böle bir site. İşte hızlıcvnin bireysel ve kurumsal üyelik için sağladığı kolaylıklar:

mücadeleHayatta hiçbir çaba boşa gitmez. Diğer bir değişle herbir çabanın sonucu vardır. Bu sonuç bazen gözükmeyebilir, bazense gözüktüğü halde biz anlayamayız. İşte hiçbir çabanın boşa olmadığını anlatan bir kesit:

”Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur onu seyrederim.

Hayatta hiçbir çaba boşa gitmez. Diğer bir değişle herbir çabanın sonucu vardır. Bu sonuç bazen gözükmeyebilir, bazense gözüktüğü halde biz anlayamayız. İşte hiçbir çabanın boşa olmadığını anlatan bir kesit:

”Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur onu seyrederim.

Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz.

Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir.

İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir. ..

Güç Gösterisi Değil İş Görüşmesi

mülakat

Güçlü ve kendinize güvenli bir kişilikseniz, bu bir avantaj. Birçok konuda. İş görüşmelerinde kendinize güvenli olduğunuzu göstermeniz dolayısıyla faydalı ama sizi mülakata alan yöneticiyle “güç savaşına” girmeniz tehlike çanlarını çaldırmakta birebirdir.

İş görüşmesini yöneten, sizi işe alacak kişi olmalıdır. Görüşmeye her ne kadar ara ara yön verseniz de asıl gücün karşı tarafta olduğunu bilmeli ve aksini hissettirmemeye özen göstermek önemli. Burada hislerinizi ve içgüdünüzü kullanmanız da faydalı. Mülakatı yapan kişinin stilini ne kadar iyi özümserseniz, nasıl hareket etmeniz gerektiğini o derece başarıyla yürütürsünüz.

İş görüşmesinde öne çıkarmanız gereken güçlü yanlarınızdır. Güç gösterisi yapmak, soruları anlamsız ve gereksiz gördüğünüzü düşündürten mimikler ve davranışlarda bulunmak, işe alacak yöneticinin sizi biran önce odasından çıkartmak istemesine sebep olacaktır. Bazen önemli olan sorulara ne cevap verdiğiniz değil, soruyu nasıl karşıladığınızdır.

İnsanlar, kendileriyle uyumlu çalışacak, açık olan pozisyonu tutkuyla dolduracak yetenekli bireylerle çalışmayı tercih ederler. İş görüşmeleri kendi fikirlerinizi kabul ettirmeye çalıştığınız değil, başvurduğunuz iş için neden en iyi aday olduğunuzu anlatmanız içindir.

Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer

gözyaşıİnsan isteyerek üzebilir mi sevdiğini? Ya isteden olmuştur, ya da sevdiğini sandığı halde sevmiyordur. Eğer seviyorsa elinden geleni yapmalıdır aynı durumun tekrarlanmaması için, her ne kadar kendisi acı çekeceksede…

İşte o gün anladım senden uzak durmam gerektiğini, seni üzdüğüm gün. Senin beni sevmemene, senin benden nefret etmene katlanabilirm ama seni üzmeye asla. Seni üzdüğüm her saniye için özür dilerim. N’olur affet beni…

Çoğu zaman bizi rahatsız eden sitelere rastlarız fakat elimizden birşey gelmediği için kapatmakla yetiniriz. Eğer sizi rahatsız eden konu, sitenin çocuk istismarlığı yapması, sağlık için tehlikeli madde teğminine yardımcı olması ya da uyuşturucu ve benzeri bir maddeye özendirmesi, kumara fuhuşa yönlendirmesi, Atatürke karşı saygısızlık vb konular içermesi ise bu sitelerin kapatılmasını sağlıyabilirsiniz.Tek yapmanız gereken yerlere, şikayette bulunmak. Sakıncalı gördüğümüz siteleri şikayet edelim ve yarınlara güvenilir bir internet ortamı sunalım.


gülümseSabahın bir köründe kalkarsınız, daha uykunuzu alamadan giyinip kuşanıp koştur kuştur durağa gidersiniz. Bir dizi insan… Hepsi de birbirinden daha somurtkan olmak için gizli bir yarışa girmişlerdir sanki… İşinize ya da okulunuza vardığınızda aynı manzaranın bir başka versiyonuyla karşılaşırsınız.

“Yav” dersiniz kendi kendinize “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?”

İnanın, bu sorduğunuz soruyu her insan bir şekilde kendisine soruyor.

Hadi sabahı bir derece anlarım. Kargalar kahvaltı başına oturmadan kalkmanın verdiği bir mahmurluktur. Tabiri caizse daha afyonunuz patlamamıştır. Peki öğlen? Akşam? İkindi vakti? Akşam üstü,Sabahın bir köründe kalkarsınız, daha uykunuzu alamadan giyinip kuşanıp koştur kuştur durağa gidersiniz. Bir dizi insan… Hepsi de birbirinden daha somurtkan olmak için gizli bir yarışa girmişlerdir sanki… İşinize ya da okulunuza vardığınızda aynı manzaranın bir başka versiyonuyla karşılaşırsınız.

“Yav” dersiniz kendi kendinize “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?”

İnanın, bu sorduğunuz soruyu her insan bir şekilde kendisine soruyor.

Hadi sabahı bir derece anlarım. Kargalar kahvaltı başına oturmadan kalkmanın verdiği bir mahmurluktur. Tabiri caizse daha afyonunuz patlamamıştır. Peki öğlen? Akşam? İkindi vakti? Akşam üstü?…

En basiti, gideriz fotoğrafçıya, “Abi” ya da “Hanım Abla, biraz tebessüm edin şimdi” der. İşte o an ‘nerden çıktı bu yaa!..‘ deriz. O anda dünyanın en zor işidir bu.

Gülümsemek neden bu kadar zor, hala anlayabilmiş değilim. İş kızmaya, söylenmeye, surat asmaya gelince çekinmiyoruz maşallah.

Oysa bir gülümseme için nerdeyse bir ‘oynayamam yerim dar’ demediğimiz kalıyor. (o kadar kızmışım ki yazarken suratımın davul gibi gerildiğini hissediyorum)

Yüzümüzde toplam 60 kas bulunmaktadır. Şimdi suratınızı bir asın bakıyım…

Şu anda bir somurtmak için toplam 40 kasınızı hareket ettirdiniz. (birkaç dakika bu pozisyonda durursanız, kaslarınızın yanı sıra duygularınız da harekete geçecek. Amman değişmeden hemen diğerine geçelim…)

Şimdi de gülümseyin Hadiiiii… Bu yazıyı nerde okuduğunuz beni ilgilendirmez. Kafede, okula, işte. Somurttunuz, şimdi de bunu deneyin… GÜLÜMSEYİN

Ve sadece 20 kasın hareketiyle kendinizi daha rahat ve mutlu hissettiniz değil mi? O zaman gülümsemenin formülü için şöyle diyebilir miyiz:

GÜLÜMSEMEK = Minimum enerji+ maksimum fayda

Değerli Hocam Sn. Dr. Ala ELCİRCEVİ’nin yanında başladığım ilk kenelik zamanlarımda (Allah Allah, bu kene lafı da nerden çıktı diyorsanız bakınız çok özgeçmişim) bana ilk olarak sürekli gülümsemem gerektiğini çünkü bunun gerek eğitim verirken, gerekse günlük hayatta bana çok katkısının olacağını söylemişti. Gerçekten de çok çok çok haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum…

İletişim kurarken sihirli bir anahtar gibi kullanabilirsiniz gülümsemeyi… Kendi yüzünüzle birlikte başka yüzleri de aydınlatmış olursunuz. Fena mı işte???

Tamam, hadi bırakın beni… Deyin ki, Özge, kafasına göre yazmış! Yapılan araştırmalar da benimle aynı görüşü paylaşıyor:

The Sun gazetesi, Psikolog Dr David Lewis’in 109 denek üzerinde yaptığı araştırmaya geniş yer verdi. Buna göre gülümsemek 16 bin sterlin (40 bin YTL) ya da 2 bin çikolataya eşit değerde. (Not: Saygı değer eğitimci arkadaşım Ramadan Balkı, bu kısmı okuduğunda durmadan gülümsemeye başladı ve sonunda sordu “Özge, sana 40 bin YTL değerinde gülümsedim, lütfen paramı alabilir miyim? )

Çünkü gülümseyen bir yüz fotoğrafı gösterilen denekler, kendilerine para ve çikolata verildiğinde aynı oranda mutlu oldu.

Alman Dr. Heiner Uber ”Gülme Prensibi” adlı kitabında gülmenin yararlarından bahsetmiş. Burada sizinle paylaşmak istiyorum:

1- Kötü huylu tümörlerle mücadele eder
2- Soğuk algınlığından korur
3- Şeker hastalığına karşı korur
4- Tansiyonun dengede kalmasını sağlar
5- Vücuttaki ağrıların azalmasını sağlar
6- Stresi yok eder
7- Mutlu hissettirir
8- Saldırgan ve sinirli olmayı engeller
9- Fiziksel olarak iyi hissetmenizi sağlar
10- Sindirime yardımcı olur

Hani her sabah soruyorduk ya, “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?” diye, bugün sizin sayenizde bir kişi bu soruyu sormasın kendisine. Ne dersiniz? Hoş olmaz mı?

Gelecek ve kişisel gelişim

Çünkü “Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”
Montaigne


Başka söze gerek var mı?
Bence yok, ama yine de düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Özümüz, inançlarımız, alışkanlıklarımız, algımız, karakterimiz, kişiliğimiz ve davranış kalıplarımız arasındaki bağlantılarla düşünüyor, hissediyor ve davranışta bulunuyoruz.
Peki, bugün içinde bulunduğumuz durum istediğimiz bir durum mu?

• Aile
• İş
• Sosyal Hayat
• Hayaller
• Hedefler
• Başarı
• Mutluluk

Yoksa arzu ettiğimiz sonuç daha mı farklıydı?

İhtiyaç duyduğumuz alanlarda değişimi ve gelişimi başlatmak için neler yapmalıyız?

Hem iş hem de kişisel yaşamımızdaki davranışlarımızda köklü ve kalıcı değişimler yapabilir miyiz?

Kendimizin ve çevremizdekilerin düşünce sistemlerini daha iyi anlayarak; alışkanlığa dayalı, çoğu zaman bilinçsiz olan davranışlarımızı kontrol etmeyi öğrenebilir miyiz?

Şimdiye kadar ulaşılması olanaksız görünen hedeflerimize ulaşmayı başarabilir miyiz?

Kendinizi iyi tanıyarak “neye sahip olmak” ya da “ne olmak” istediğinize dayanarak “ne yapacağınızı” seçebilir miyiz?

“Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır.”

• Herkes başarılı olmak, hayallerini gerçekleştirmek ister mi?

• Başarının kurallarını ve stratejilerini öğrenerek; başarı yolundaki zorlukları yenme becerisini kazanarak başarıya ulaşabilir miyiz?

• Başarılı olmak öğrenilebilir mi?

• Başarı için programlanabilir miyiz?

• Başarı için zamanı daha doğru kullanabilir miyiz?

• Başarılı yolculuğunda stresi yararımıza kullanabilir miyiz?

• Başarılı olmak için iletişimimizi sihirli hale getirebilir miyiz?

• Kendi kendimizi motive edebilir miyiz?

• Başarı için sürekli öğrenmeli miyiz?

Başarı, pek çok unsurun bir araya gelerek anlamlı bir bütünlük ve denge oluşturmasıyla ortaya çıkar. Başarı yolunda emin adımlarla ilerlemek için kişiler başarısızlık ve hayal kırıklığı yaşamış olsalar bile, bunları doğru değerlendirip güven ve inançla yollarına devam etmelidirler.

Neden kişisel gelişim;

• Beni “ne/niçin/nerede/nasıl/ne zaman ve kim” mutlu eder” sorusuna verecek cevabım var,

• “Benim Yol”um budur,

• “Kendimi Tanıyorum”

• “Olumlu Düşünüyorum/Gelişiyorum” diyebilmek için…

Kişisel gelişimde amaç kendimizi istediğimiz yola/yaşama hazırlama yetkinliğine sahip olmak, her an görebilmek ve istenilen yerde değişiklik yapabilmeyi hedeflemek olmalıdır.

Kim için kişisel gelişim;

İşimiz, özel, sosyal yaşamımız ve sağlığımızla ilgili hedefler belirleyip, onlara kolayca ulaşabilmenin yöntemlerini/aşamalarını paylaşmak ve hayatını daha “mutlu”, daha “doyumlu”, daha “sağlıklı” ve daha “kaliteli” yasamak isteyen, hayatını, hayat hedeflerini sorgulamaya açık herkes içindir.

Nasıl mutlu oluruz?

• Başarı ile mutluluk arasında nasıl bir ilişki var?

• Mutluluk ile para ilişkisi nasıl bir ilişki?

• Bizi neler mutlu eder?

• Mutluluk başarıyı tetikler mi?

• Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?



“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan ama

Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil

ne de ak örtüde elmaların

ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini

sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”

Nazım Hikmet


Küçük ama değerli bir öneri

Nasıl besleniyorsunuz? Kaynaklarınız neler? Annenize sorun bakalım, siz büyürken nelere dikkat etmiş ? Her gün et, süt, meyva, sebze çorbası, peynir yemediğinizde ne kadar üzülmüş, diller dökmüş, peşinizde koşmuş.

Şimdi siz kendiniz için neler yapıyorsunuz? Kaç öğün yemek yersiniz? Yemekte neler olur? Her gün mutlaka neler yersiniz? Yedikleriniz yararlı mı? Size neler katıyorlar?

Peki, kişisel gelişiminiz için neler alırsınız her gün? Kaynaklarınız neler?

Değerli bir söz

“Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”
Montaigne


+ Paylaşıyorum

Yenibir.com sayfalarımızda sürekli anket yapılıyor, umarım izliyor ve katılıyorsunuz. Bilgilendirici ve yönlendirici anketler. Son anketin konusu ve verilen yanıtlar çok önemli bir konuya değiniyor ve bu yazıyı yazmama neden oldu. Lütfen dikkat.

İşe alacağınız yeni mezunlarda öncelikle dikkat ettiğiniz özellik nedir?

Toplam Oy Sayısı: 6000

Teknolojiyi kullanma becerisi % 4

İletişim becerileri % 5,9

Mezun olduğu okul % 6,4

Yabancı dil bilgisi % 7,5

Staj ve iş deneyimi % 9,5

Kendinden ve yapmak istediğinden emin olması % 29,5

Çalışmaya ve öğrenmeye istekli, hırslı olması % 37,2
Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Bilgi Bankası,bilişsel gelişim, çocuğun çevresindeki bilgileri ,Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Gelisim kisisel,Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer , Kişisel Gelişim Dünyası ,Beyin Gücü,Kariyer Rehberi,Yabancı Dil Bilgisi,Ataleti Yenmek,Kişisel İmaj,Geliştirilen Kitaplar,Başarılı Öğrenci Güçlü Hafıza,Motive Olmak,İnsan İlişkileri,Özgüven Geliştirme,Motivasyon Mesajı,Kişisel Gelişim ingilizce öğrenen insanların yaşadığı en büyük sorunlardan birisi de hiç farkedilmese de Türkçe dilbilgisi eksikliğidir. Ana dilini iyi tanımayan, kelime, cümle yapılarını bilmeyen bir kişinin yabancı bir dili öğrenebilmesi kıyas yapamıyacağı için zordur, Sitemizde ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem,gereklidir