| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bilgi ve Paylaşma Adına,Çocuklarda,Gelişim,Bilgi Bankası,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,

Bireysel Gelişim ve Kişisel Başarı Kitapları Kişisel Gelişim Şiirleri, Hızlı Okuma Öğrenmeyi bilmek Öğren,Yüksek Yetenek Kişisel ve Manevi Gelişim,süper yetneklilik,çok başalı olmak,

6 "kişisel gelişim" etiketi kullanan gönderi "kişisel gelişim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

POZİTİF VE NEGATİF ENERJİ HAYATIMIZDA NASIL ÇALIŞIR

 
 
 
Negatif ve pozitif enerjinin dengelenmesi

Namaste. Bu haftaki yazımda negatif ve pozitif enerjinin ne anlama geldiğine değinmek istiyorum. Negatif ve pozitif duygu ve düşünceler neler? Negatif ne demek? Pozitif ne demek? Negatif duygular tahmin ettiğiniz gibi nefret, öfke, korku, kıskançlık, üzüntü gibi çoğunlukla istemediğimiz, beğenmediğimiz hatta hissetmekten çoğu zaman kaçtığımız duygular değil.

Neşe ve hatta sevgi bile negatif olabilir. Çünkü negatif duygu ve düşünceler hareketsiz yani bloke olmuş olanlardır. İngilizce''de duyguların ''emotion'' ve ''feeling'' olarak iki ayrı kelime ile ifade ediliyor olmasının sebebi de bu. Emotion, pozitif yani anlık yaşadığımız, üzerinde fazla vakit sarf etmeden akıp giden, hareketli yani pozitif duygular.

Bu hareketli duygular, yani ''emotion''larımız bizi canlı, pırıl pırıl yapan, genç tutan enerjiler. Üç yaşında bir çocuğun gözlerindeki ışıltı, saçlarının ve teninin canlılığı, bitmeyen enerjisi pozitif enerjiler sayesinde oluşuyor. Oysa 70''li yaşlardaki insanların genelinin enerjisi oldukça düşüktür, gözleri donuk bakar, cildi cansız, bedeni güçsüzdür.

Yaşımız ilerledikçe enerjimizin düşmesine, ışıltımızı, canlılığımızı kaybetmemize sebep olan şey bedenimize ve tüm enerjetik bedenlerimizde yer alan negatif, yani bloke olmuş hareketsiz enerjilerdir. Peki bu enerjiler nasıl oluşur? Neden bedenimizde bu enerjilerden bu kadar çok var? Her tür duygu ve düşünce hareketli olmadığı, anlık şekilde akmadığı zaman, yani durdurmaya çalıştığımızda ''negatif''e dönüşüyor.

Herhangi bir duyguyu örnek alalım. Örneğin korku. Korkunun kendisi bu duyguyu yaşıyor olduğumuz anda pozitif bir enerji. Ancak bizler korkudan korkuyoruz. Bu nedenle bu duyguyu yaşamaktan kaçıyor ve korktuğumuzu hissettiğimiz her an onu durdurmaya çalışıyoruz. Durdurduğumuz ve yaşamamız gereken zamanda yaşamadığımız tüm duygular ise negatife dönüşüyor. Sevmediğimiz ve bu şekilde bastırdığımız en favori duygularımız nefret, korku, kıskançlık, öfke...

Oysa bizler, sevgi dahil olmak üzere neşe, sevinç, mutluluk gibi duygularımızı bile bastırabiliyoruz. Öfkeler, korkular en sevmediğimiz, en beğenmediğimiz duygularımız arasında oldukları için negatif duygu dendiğinde aklımıza ilk gelen duygular bunlar oluyor tabii ki. Ve bastırdığımız duygular bir süre sonra öyle bir hal alıyor ki birbirimizi öldürebilecek yoğunlukta nefret dolu hislere sahip olabiliyoruz. Negatif düşünceler ise zihnimizden atamadığımız, durmadan düşündüğümüz düşünce alışkanlıklarımız.

Hareketsiz ve sıkışmış enerjilerden kurtulmanın tek yolu ise enerji çalışmaları yapmak.. Nefes terapisi, aktif meditasyonlar ve kundalini yoga bunun en iyi yolu.. Bu çalışmaları denemek isterseniz Etiler''de benim de özel seans verdiğim OWO kişisel gelişim ve meditasyon merkezine gelebilirsiniz. Burada bedendeki negatif enerjileri entegre ederek hareketlenmesini ve pozitife dönüşmesini sağlayan birçok çalışma yapılmakta.

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN

OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN!
 
 

Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni "tuhaf" ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum. Ve Nil Gün�ü böyle şahane bir kitap yazdığı için tebrik ediyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi...

Bu düşünce kalıplarından biri de "hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin" ya da "istemesini bil, olsun" şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır. "Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki..."

Bu sözleri, "iste-olsun" prensibini formüle eden, nasıl işlediğini anlatan pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Nil Gün imzalı "Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası" adlı kitaptan aldım. Çünkü hayatınızda başınıza gelen "küçük sürprizler" ya da "tesadüfler"in artmasını istiyorum!

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...

Bu kitap, bu kavramların ne anlama geldiğini ve Çekim Yasası�nı bilinçli olarak nasıl kullanacağınızı gösteriyor.

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu"...

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Hayatınızı değiştirmek elinizde

Nil Gün, kitabında önemli bir gerçeği vurguluyor: Dünyada henüz çok az sayıda insan, Çekim Yasası�nın gücüne uyanmış ve bu gücü bilinçli kullanmayı seçiyor. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz. Onlara "şanslı" diyoruz.

Spiritüel öğretilere burun kıvırıyor çoğumuz. Gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek onlara uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendin olduğunun idrakına varmaktır.

"Artık uyananların sayısı artıyor" diyor Nil Gün. Hayatı gerçek anlamda doyumlu yaşayan, istediği her şeyi kolaylıkla elde ediyor görünen çok az sayıda "şanslı" insanla, "sorumluluklarını" yerine getirmek adına nefret ettikleri işte çalışan, istemedikleri hayatı yaşayan ve bir gün mutlu olmayı umut eden çoğunluk arasındaki fark nedir?

Fark, bu insanların amaçlarını ve ne istediklerini, neden amaçlarını gerçekleştirmek zorunda olduklarını bilmesinde ve hayallerini gerçek kılana kadar durmak bilmemelerinde yatıyor. Onların "sorumluluk" tanımı çoğunluktan farklı. Onlar özsorumluluğu ve şimdi de yaşamayı biliyor...

Çekim Yasası düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgili. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade ediyor. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar varsa bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekiyoruz.

Unutmayın...

Düşüncelerimizden sorumluyuz

Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir

İnançlar bağlandığımız düşüncelerdir

Dünkü düşüncelerimizle bugünümüzü inşa ettik

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir

Nil Gün, çok doğru bir tespitte de bulunuyor: "Zihin Bilimi, okullarda bize öğretilmiyor. Yaşam Okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisi. Bu eğitimin, yarının toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra Yaşam Sanatı öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir."

Peki Çekim Yasası�nı nasıl kullanacağız? "Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir" diyor Nil Gün:

Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)

Şükran yasası

Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek açıklamak pek mümkün değil. Çünkü hepsinin açıklaması etraflıca kitapta yer alıyor. Benim amacım, başta da söylediğim gibi, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak. Bunun için yapmanız gerekenler yine kitapta: İstediğiniz şeyleri tespit edin, vibrasyonunuzu yükseltin (olumlu düşünceyle), izin verin, aksiyona geçin.

BAŞKASINA SADAKATİN, KENDİ BAŞARI KAPASİTENE İHANETİN OLMAYA BAŞLADIYSA GİTME ZAMANI GELMİŞ DEMEKTİR

 
 
 
BAŞKASINA SADAKATİN, KENDİ BAŞARI KAPASİTENE İHANETİN OLMAYA BAŞLADIYSA GİTME ZAMANI GELMİŞ DEMEKTİR!
 
 


LİMİZ SİZSİNİZ: KAFESİN İÇİNDEN ÇIKINCA DEĞİL, KAFESİ KAFANIZIN İÇİNDEN ÇIKARDIĞINIZDA ÖZGÜRLEŞİRSİNİZ!

Her Şey Seninle Başlar�ın yayınından yaklaşık 2 yıl aradan sonra Mümin Sekman�ın yeni kitabı çıktı. "Limit Sizsiniz" adlı kitap, "kendi kanatlarıyla uçma dersleri" anlatıyor.

İlk baskısı 100.000 adet yapılan kitap 7 günde 70.000 adet satarak, en hızlı çıkış yapan başarı kitabı rekorunu kırdı.

Kitapta Andre Gide�nin "açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez!" sözü slogan olarak kullanıldı.

Kitabın temel mesajı şöyle özeleniyor:
Önce kendi kanatlarına güven!
Büyük başarı kalpten gelir,
beyinde büyür,
ellerden
hayata
akar!

"Başkasına sadakatin kendi başarı kapasitene ihanetin olamaya başladıysa, gitmek zamanı gelmiş demektir." denilen kitapta, kendi iç yüklerinin altında ezilmeden kendi kanatlarının gücüyle kendini başarıya taşıma dersleri anlatılıyor. Diğer Mümin Sekman kitaplarından farklı olarak, nasıl başarılı olunurun yanında, başarıyla ilk karşılaşma anında yaşananlar da anlatılıyor.

ÇOK SATANLAR LİSTELERİNE İLK ÜÇTEN GİRİŞ YAPTI!

Kitap D&R mağazalarının çok satanlar listesine 2 numaradan giriş yaptı.
İnkılap yayınevinin çok satanlar listesinde de 2 numaradan giriş yapan kitap, Remzi kitabevinin çok satanlarında ilk üçten giriş yapabildi.
İnternetten en çok satış yapan site olan www.kitapyurdu.com�da da çıkar çıkmaz çok satanlara girdi.

ÖZGÜVEN NASIL KAZANILIR

ÖZGÜVEN NASIL KAZANILIR?
 
 


Özgüven önemli bir kişisel özelliktir; yaşamla baş etmemizi ve sorunlarla gerçekçi bir şekilde mücadele etmemizi sağlar ve zorluklara dayanmamızı kolaylaştırır. Özgüven kazanma süreci, yaşamın önemli zorlukları ile başa çıkma gücüne sahip ve mutlu olmaya layık bir kişi olma deneyimidir.

Özgüven insana güç verir, enerjisini artırır ve daha fazla çaba göstermeye özendirir. Başarı için ilham kaynağıdır. Başarılarımızla gurur duymamızı ve onlardan keyif almamızı sağlar.

Bizim yaklaşımımıza bağlı olarak başka insanlar ve dışımızdaki olaylar özgüvenimizi yükseltebilir ya da bitirebilirler. Yaşama özgüvenli bir şekilde yaklaşmak ve bunu sürdürmek önemlidir. Ancak, aşırı bir güven duygusu ile hareket ederek kendimizi ve diğer insanları tedirgin etme riskini de almamak gerekir.

Özgüvenimiz olmadığında işleri yapabilme yeteneğimizden emin olamayız. Gerekli beceriye ve deneyime sahip olduğumuzu bildiğimiz halde daha önce hiç yapmadığımız bir işle karşılaştığımızda endişeleniriz. Birçok durumda, özellikle karar vermemiz, inisiyatif kullanmamız veya yeni insanları işin içine katmamız gereken durumlarda rahatsız ve huzursuz oluruz.

Buna karşın, aşırı bir güven duygusu içinde davrandığımızda; sınırlarımız olduğunu kabul etmek istemeyiz, yeteneklerimiz hakkında gerçekçi olmayan düşüncelere kapılırız. Üzerimize aşırı iş yükü alırız, böylece her zaman iyi iş yapamayız. En iyiyi bizim bildiğimizi düşünürüz, önerileri göz ardı ederiz, bize yardım etmek isteyenleri de genellikle reddederiz.

Olması gereken düzeyde bir özgüvene sahip bulunduğumuzda ise; en iyi için çaba göstereceğimizi ve kabul edilebilir bir sonuç ortaya koyacağımızı bilerek işleri ele alırız. Bir işi yapamadığımızda mazeret üretmek yerine yeniden denemeye başlarız. İlk seferinde tümüyle doğru olarak anlamadığımız ya da yapamadığımız bir işin dünyanın sonu anlamına gelmediğini biliriz. Hatalarımızı dert etmek yerine onlardan ders almasını becerebiliriz. Bir çok durumla ve sorunla daha iyi baş edebiliriz.

Özgüven hedeflerimizin peşinden giderken bize güç verir. Başarılarımızla doyum ve rahatlık hissetmemize izin verir. Özgüvenimizin güçlü olması durumunda başarı bize doğal ve doğru gelir.

Birçoğumuz, belirli zamanlarda, belirli insanlarla ve belirli durumlarda kendimizi güvenli hissederken bazı durumlarda, zamanlarda ve bazı insanların karşısında özgüvenimizi yitiririz. Kendimize olan güven duygumuzu nelerin etkilediğini doğru anlamamız gerekir.

Bunun için şu soruları kendimize sormalıyız ve dürüst cevaplar vermeliyiz.

Ø Kendimize en çok güvendiğimiz zamanlar hangileridir? Yeteneklerimizden emin olduğumuz ve kendimizi en rahat hissettiğimiz durumlar nelerdir?

Ø Karşısında özgüvenimizin en yüksek olduğunu düşündüğümüz insanlar kimlerdir? Niçin?

Ø Onlar, bize özgüvenimizi artıracak ne söylüyorlar veya ne yapıyorlar?

Ø Ne zaman kendimize olan güvenimizin en düşük olduğunu hissediyoruz?

Ø Özgüvenimizi azaltanlar nelerdir? Hangi insanlar ve hangi durumlar bizim kendimizi güvensiz hissetmemize neden oluyor? Söylenen ya da yapılanlar nelerdir?

Bu sorulara cevap verirken hazır olmadığınız yeni durumlardan ya da kıyafetinizin ve dış görünümünüzün iyi olduğu zamanlardan söz edebilirsiniz. Özgüven, çoğunlukla, kendimizi nasıl hazırladığımız ve kendimizi nasıl gördüğümüz ile ilgilidir. Özgüven gelip giden, azalıp artan bir duygudur. Bazı günler kendimizi diğer günlere göre daha güvenli ve güçlü hissederiz. Bazı günlerde de kendimizi arkadaşlarımızın yanında yetersiz hissederiz veya kendi yeteneklerimizi sürekli olarak onlarınki ile kıyasladığımız durumlar yaşarız.

Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri vardır. Ancak, siz de büyük olasılıkla onların yapamadığı bazı şeyleri yapabiliyorsunuz.

Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanın. Tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirin, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeyin, onlara takılıp kalmayın.

Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırlamaktır. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları hatırlayalım.

Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkın. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar alın. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek alın. Cesaretli olun, hata yapmaktan korkmayın. Başarısızlıkların birer ders olduğunu ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu düşünün. Elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz.

Zor insanlarla mücadele anahtarı elinizde.

 

 
İletişim kurmakta güçlük çeken insanları uzmanlar,“zor insanlar” olarak adlandırılıyor.  Zor insanlar, toplumdan topluma, kişiden kişiye göre farklı olarak tanımlansa da  temelde benzer davranışlar gösteriyorlar. Tüm zor insanların  inatçı, hırslı ve kaprisli oldukları görülüyor. Ancak unutmayın ki, insanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde.

Pek çok kişi çevresindeki zor insanlardan şikayet eder. Evde, işte, okulda kısacası her ortamda bir zor insan bulunur. Oysa aslında “zor insan” diye bir şey yok. Zorlayıcı davranışlar var. Ve maalesef bazı insanlar sürekli bu şekilde bir davranış içinde bulunuyorlar. “Coping With Difficult PeopleZor İnsanlarla Başa Çıkmak” kitabının yazarı Robert M. Bramson  bazı insanların neden farklı tavırlar sergilediklerini şöyle açıklıyor: “Bazı insanlar karşılarındakinin performansını düşürmek ve onların şevkini kırmak için bilerek ‘zor’ tavırlar sergiler.” Her zor insan birbiriyle aynı davranışları sergilemez. Bazı zor insanlar sürekli konuşup hiç dinlemezken, diğerleri de hep son sözü söylemeyi tercih eder. Kimisi sürekli sizi eleştirir. Bazısı sessiz, bazısı agresif olabilir. Doç. Dr. Kültegin Ögel zor insanların davranışlarını şu şekilde belirtiyor:

*Eğitimi ve bilgisi yetersiz olmasına rağmen kendisini çok iyi sananlar

*Bilgisi ve deneyimi yetersiz olmasına rağmen kendisini iyi sananlar

*Öncelikleri belirlemede beceri sahibi olamayanlar

*Hatasını olgunlukla kabul edemeyen, sürekli açıklama yapıp kendisini temize çıkarmak isteyenler

*Yavaş düşünen ve hareket edenler

*İşleri karıştıranlar

*Hiç konuşmayanlar, bilgiyi zorla ağzından aldığınız kişiler

*Yanlış anlamakta ısrar eden

*Karşısındakinin söylediklerine önem vermeyen

*Konum farklılıkları nedeniyle görüşürken o farkı hissettiren kişiler

*Karşılarındakine saygı göstermeyen

*Yavaş hareket eden ve birçok defa tekrar edilmesi zorunda kalınan insanlar

*Sadece kendi yaptığı şeyin önemli olduğunu düşünen

*Sürekli olaylar ve etrafındakiler üzerinde kontrol oluşturmaya çalışanlar

*Empati kuramayanlar

*Her zaman ‘ben haklıyım’ diyenler

Z
or İnsanlara Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?
Zor insanların özelliklerini daha da artırmak mümkün. Ancak tüm bu özellikler ışığında zor insanları ve onlara 5 ana başlık altında toplamak mümkün.

Agresif İnsanlar:
Saldırgan davranışlar içinde bulunan bu sakin bir şekilde kendinizi ifade edin ve size yönelik saldırgan tavırlara kendinizden emin bir şekilde karşılık verin.

Her Şeyi Bilenler:
Bu kişilerle mücadele ederken iyi hazırlanmak gerekir. Asla meydan okumayın. Aksine yeteneklerini övün. Gerektiğinde hatalarını ortaya çıkaracak sorular sormaktan çekinmeyin.

Şikayetçiler:
Karşılarındakine güvenmezler. Kendilerine olan güvenleri de çok değildir. Eksik olan özgüvenlerini saklamak için memnuniyetsiz, her şeyden ve herkesten şikâyet eden bir tavır içine girerler. Bu insanlara “Başkalarının göremediklerini görüyorsun” şeklinde onların güvenlerini arttıracak cümlelerle yaklaşın. Dinleyin ama asla tartışmaya girmeyin. Ona karşı savunmacı davranmayın.

Mağdurlar:
İyi dinleyin ve onu anladığınızı gösterin. Soruna odaklanarak onu değişim için motive edin.

Gizlice Saldıranlar: 
Bu insanlara karşı ne kadar geri çekilirseniz o kadar üstünüze gelmeyi severler. Geri çekilmeyin. Şakaya vurun.

Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer

gözyaşıİnsan isteyerek üzebilir mi sevdiğini? Ya isteden olmuştur, ya da sevdiğini sandığı halde sevmiyordur. Eğer seviyorsa elinden geleni yapmalıdır aynı durumun tekrarlanmaması için, her ne kadar kendisi acı çekeceksede…

İşte o gün anladım senden uzak durmam gerektiğini, seni üzdüğüm gün. Senin beni sevmemene, senin benden nefret etmene katlanabilirm ama seni üzmeye asla. Seni üzdüğüm her saniye için özür dilerim. N’olur affet beni…

Çoğu zaman bizi rahatsız eden sitelere rastlarız fakat elimizden birşey gelmediği için kapatmakla yetiniriz. Eğer sizi rahatsız eden konu, sitenin çocuk istismarlığı yapması, sağlık için tehlikeli madde teğminine yardımcı olması ya da uyuşturucu ve benzeri bir maddeye özendirmesi, kumara fuhuşa yönlendirmesi, Atatürke karşı saygısızlık vb konular içermesi ise bu sitelerin kapatılmasını sağlıyabilirsiniz.Tek yapmanız gereken yerlere, şikayette bulunmak. Sakıncalı gördüğümüz siteleri şikayet edelim ve yarınlara güvenilir bir internet ortamı sunalım.


gülümseSabahın bir köründe kalkarsınız, daha uykunuzu alamadan giyinip kuşanıp koştur kuştur durağa gidersiniz. Bir dizi insan… Hepsi de birbirinden daha somurtkan olmak için gizli bir yarışa girmişlerdir sanki… İşinize ya da okulunuza vardığınızda aynı manzaranın bir başka versiyonuyla karşılaşırsınız.

“Yav” dersiniz kendi kendinize “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?”

İnanın, bu sorduğunuz soruyu her insan bir şekilde kendisine soruyor.

Hadi sabahı bir derece anlarım. Kargalar kahvaltı başına oturmadan kalkmanın verdiği bir mahmurluktur. Tabiri caizse daha afyonunuz patlamamıştır. Peki öğlen? Akşam? İkindi vakti? Akşam üstü,Sabahın bir köründe kalkarsınız, daha uykunuzu alamadan giyinip kuşanıp koştur kuştur durağa gidersiniz. Bir dizi insan… Hepsi de birbirinden daha somurtkan olmak için gizli bir yarışa girmişlerdir sanki… İşinize ya da okulunuza vardığınızda aynı manzaranın bir başka versiyonuyla karşılaşırsınız.

“Yav” dersiniz kendi kendinize “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?”

İnanın, bu sorduğunuz soruyu her insan bir şekilde kendisine soruyor.

Hadi sabahı bir derece anlarım. Kargalar kahvaltı başına oturmadan kalkmanın verdiği bir mahmurluktur. Tabiri caizse daha afyonunuz patlamamıştır. Peki öğlen? Akşam? İkindi vakti? Akşam üstü?…

En basiti, gideriz fotoğrafçıya, “Abi” ya da “Hanım Abla, biraz tebessüm edin şimdi” der. İşte o an ‘nerden çıktı bu yaa!..‘ deriz. O anda dünyanın en zor işidir bu.

Gülümsemek neden bu kadar zor, hala anlayabilmiş değilim. İş kızmaya, söylenmeye, surat asmaya gelince çekinmiyoruz maşallah.

Oysa bir gülümseme için nerdeyse bir ‘oynayamam yerim dar’ demediğimiz kalıyor. (o kadar kızmışım ki yazarken suratımın davul gibi gerildiğini hissediyorum)

Yüzümüzde toplam 60 kas bulunmaktadır. Şimdi suratınızı bir asın bakıyım…

Şu anda bir somurtmak için toplam 40 kasınızı hareket ettirdiniz. (birkaç dakika bu pozisyonda durursanız, kaslarınızın yanı sıra duygularınız da harekete geçecek. Amman değişmeden hemen diğerine geçelim…)

Şimdi de gülümseyin Hadiiiii… Bu yazıyı nerde okuduğunuz beni ilgilendirmez. Kafede, okula, işte. Somurttunuz, şimdi de bunu deneyin… GÜLÜMSEYİN

Ve sadece 20 kasın hareketiyle kendinizi daha rahat ve mutlu hissettiniz değil mi? O zaman gülümsemenin formülü için şöyle diyebilir miyiz:

GÜLÜMSEMEK = Minimum enerji+ maksimum fayda

Değerli Hocam Sn. Dr. Ala ELCİRCEVİ’nin yanında başladığım ilk kenelik zamanlarımda (Allah Allah, bu kene lafı da nerden çıktı diyorsanız bakınız çok özgeçmişim) bana ilk olarak sürekli gülümsemem gerektiğini çünkü bunun gerek eğitim verirken, gerekse günlük hayatta bana çok katkısının olacağını söylemişti. Gerçekten de çok çok çok haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum…

İletişim kurarken sihirli bir anahtar gibi kullanabilirsiniz gülümsemeyi… Kendi yüzünüzle birlikte başka yüzleri de aydınlatmış olursunuz. Fena mı işte???

Tamam, hadi bırakın beni… Deyin ki, Özge, kafasına göre yazmış! Yapılan araştırmalar da benimle aynı görüşü paylaşıyor:

The Sun gazetesi, Psikolog Dr David Lewis’in 109 denek üzerinde yaptığı araştırmaya geniş yer verdi. Buna göre gülümsemek 16 bin sterlin (40 bin YTL) ya da 2 bin çikolataya eşit değerde. (Not: Saygı değer eğitimci arkadaşım Ramadan Balkı, bu kısmı okuduğunda durmadan gülümsemeye başladı ve sonunda sordu “Özge, sana 40 bin YTL değerinde gülümsedim, lütfen paramı alabilir miyim? )

Çünkü gülümseyen bir yüz fotoğrafı gösterilen denekler, kendilerine para ve çikolata verildiğinde aynı oranda mutlu oldu.

Alman Dr. Heiner Uber ”Gülme Prensibi” adlı kitabında gülmenin yararlarından bahsetmiş. Burada sizinle paylaşmak istiyorum:

1- Kötü huylu tümörlerle mücadele eder
2- Soğuk algınlığından korur
3- Şeker hastalığına karşı korur
4- Tansiyonun dengede kalmasını sağlar
5- Vücuttaki ağrıların azalmasını sağlar
6- Stresi yok eder
7- Mutlu hissettirir
8- Saldırgan ve sinirli olmayı engeller
9- Fiziksel olarak iyi hissetmenizi sağlar
10- Sindirime yardımcı olur

Hani her sabah soruyorduk ya, “Bir Allah’ın kulu da güne güzel başlamaz mı?” diye, bugün sizin sayenizde bir kişi bu soruyu sormasın kendisine. Ne dersiniz? Hoş olmaz mı?

Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Bilgi Bankası,bilişsel gelişim, çocuğun çevresindeki bilgileri ,Gelecek ve kişisel gelişim,Kisisel Gelisim Dunyasi,Kendini Gelistir Bireysel ,Gelisim kisisel,Kişisel Gelişim İmaj ve Kariyer , Kişisel Gelişim Dünyası ,Beyin Gücü,Kariyer Rehberi,Yabancı Dil Bilgisi,Ataleti Yenmek,Kişisel İmaj,Geliştirilen Kitaplar,Başarılı Öğrenci Güçlü Hafıza,Motive Olmak,İnsan İlişkileri,Özgüven Geliştirme,Motivasyon Mesajı,Kişisel Gelişim ingilizce öğrenen insanların yaşadığı en büyük sorunlardan birisi de hiç farkedilmese de Türkçe dilbilgisi eksikliğidir. Ana dilini iyi tanımayan, kelime, cümle yapılarını bilmeyen bir kişinin yabancı bir dili öğrenebilmesi kıyas yapamıyacağı için zordur, Sitemizde ders anlatımlarında nesne, fiil, eylem,gereklidir